Rusya’nın “operasyon” adıyla 24 Şubat 2022 tarihinde başlattığı Ukrayna savaşı çok yakında dördüncü seneyi devriyesini de geride bırakacak. 12 Ocak 2026 itibariyle savaşın 1418’nci günü de geride kaldı. Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse, Rusya açısından Ukrayna savaşının uzunluğu İkinci Dünya Savaşı dönemini geride bıraktı. Çatışmaların ne zaman ve ne şekilde sona ereceği belirsizliğini koruyor. Tünelin ucunda cılız bir ışık olarak nitelendirilebilecek olan 20 maddelik barış önerisi için doğrudan dolaylı müzakerelerden şu ana kadar somut bir sonuç çıkmadı.
Bu savaşın neden patlak verdiği ve nihaî hedefinin ne olduğu konusunda farklı spekülasyonlar yapılıyor. Rusya açısından bakıldığında Ukrayna savaşının agresif ve emperyal bir ideolojik boyutu olduğu gayet açık. Rusya saldırganlığı savunma refleksi ile izah etme çabası içerisinde NATO’nun doğuya doğru genişlemesini önleme, engelleme çabası ile hareket ettiği propagandasını biteviye tekrarlıyor. Kabul etmek lazımdır ki, Rusya’nın propagandası bazı ülkelerde çok etkili. Sputnik, Russia Today gibi yayın organları Batı ülkelerinde yasaklandı. Türkiye bakımından adı geçen yayın kuruluşları için bir kısıtlama bulunmuyor. Ama sanki olsaydı da bir şey değişmeyecekti. Çünkü televizyon kanalları Rusya’nın savaşa ilişkin resmi tezlerini cansiperane savunan veteran (emekli) militerler, akademisyenler, sınır tanımayan gazetecilerin istilası altında. Öte yandan Moskova yönetimi saldırganlığı meşrulaştırmak için NATO genişlemesi bahanesine ilave olarak “Ukrayna’da yönetimin Naziler tarafından ele geçirildiği”, “Kiev yönetiminin ülkedeki Rus azınlığa baskı yaptığı” şeklinde görüşleri de ara ara gündeme getiriyor. Moskova’nın tıpkı diğer SSCB ülkeleri gibi Ukrayna’yı da arka bahçe olarak kabul ettiği, Ukrayna devletinin ve Ukrayna milletinin varlığını kabul etmediği, yadsıdığı gayet açık. Rusya bakımından saldırganlığı meşrulaştıran bir başka faktör de Ukrayna’nın doğu bölgelerinin adının Rus dilinde NovaRosiya (Yeni Rusya) şeklinde ifade edilmesidir.
Kültürel ve tarihi boyutlar esas alındığında ortaya çıkan bir başka gerçek de şudur: Tarihte ilk Rus devleti Ukrayna’nın başkenti Kiev’de knezlik (prenslik) olarak kuruldu. Daha Moskova kasaba iken Ruslar ilk devleti Kiev’de kurdular. Peki bu durum Rusya’ya Ukrayna’yı işgal etmek için bir hak veriyor mu? Sorulması gereken soru budur. Peki başka milletler de bu kategori iddialarda bulunarak bir yerler işgal etmeye yönelirlerse ne olacak?
Rusya saldırganlığını izah bakımından daha tutarlı gerekçe belki de savunma refleksi veya dağılma sendromu olabilir. Gerçek şu ki Ruslar, Batı karşısında küresel düzeydeki rekabette mağlup oldular. NATO’ya rakip olarak kurulan Varşova Paktı, Doğu Avrupa devrimlerinin ardından 1991 yılında kendi kendini feshetti. İkinci mağlubiyet 1991 yılında 15 Sovyet Cumhuriyetinin dağılması idi. SSCB’nin nükleer kapasitesi ve BM Güvenlik Konseyi’ndeki daimî üyeliği Rusya Federasyonu’na miras kaldı. SSCB ardılı Rusya Federasyonu’nun mevcut sınırları 17 milyon kilometrekare. Ülke sınırları içerisinde onlarca etnisite, dil, din/ mezhep farklılığı bir arada yaşıyor. Rusya’da idari birimler özerk bölge, özerk Cumhuriyet, okrugh, oblast ve kray gibi birbirinden hayli farklı idari birimler şeklinde örgütlenmiş. Etnik temelde özerk Cumhuriyetlerin sayısı 22 civarında. Bu kadar farklılığı baskıcı ve totaliter bir yapı olmadan bir arada tutmanın zorlukları var. Dolayısıyla Rusya’nın 2008, 2014 ve 2022 yıllarında Ukrayna’ya yönelik saldırıları bu cihetten bakıldığında dağılma sendromu olarak değerlendirilebilir. Ama öte yandan da asla ve kat’a kabul edilebilir bir tarafı yok. En başta BM’nin ana sözleşmesine (charter) aykırı. Sözleşmeye göre devletlerin bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ve ihtilafların barışçı yöntemlerle güç kullanmadan ve güç kullanma tehdidi olmadan çözüme kavuşturulması esas olmalıdır.
Bu çalışma dördüncü yılın arifesinde bulunan Ukrayna savaşının Avrupa Birliği (AB) üzerindeki etkilerini analiz etme amacı taşımaktadır. İlk bölümde günümüzde AB’nin karşı karşıya kaldığı temel sorunlar üzerinde durulacak, ardından Ukrayna savaşının Avrupa bütünleşmesini ne şekilde etkilediği analiz edilecektir.
KÜLTÜREL VE TARIHI BOYUTLAR ESAS ALINDIĞINDA ORTAYA ÇIKAN BIR BAŞKA GERÇEK DE ŞUDUR: TARIHTE ILK RUS DEVLETI UKRAYNA’NIN BAŞKENTI KIEV’DE KNEZLIK (PRENSLIK) OLARAK KURULDU. DAHA MOSKOVA KASABA IKEN RUSLAR ILK DEVLETI KIEV’DE KURDULAR. PEKI BU DURUM RUSYA’YA UKRAYNA’YI IŞGAL ETMEK IÇIN BIR HAK VERIYOR MU? SORULMASI GEREKEN SORU BUDUR. PEKI BAŞKA MILLETLER DE BU KATEGORI IDDIALARDA BULUNARAK BIR YERLER IŞGAL ETMEYE YÖNELIRLERSE NE OLACAK?
UKRAYNA SAVAŞI ÖNCESINDE AB’NIN DURUMU
21’inci yüzyılın ilk çeyreği geride kaldı. Avrupa bütünleşmesi bakımından bu dönemde dikkati çeken gelişme bütünleşmenin bir durgunluk ile karşı karşıya kalması oldu. Bir başka ifadeyle AB, 20- 25 yıldır bir ara dönem, bir nev’i fetret devri yaşamaktadır. Temelleri 1951 Paris ve 1957 Roma antlaşmalarına dayanan Batı Avrupa’daki bütünleşme hareketinin nihaî amacı siyasal birlik kurma. Malların, hizmetlerin, kişilerin ve sermayenin serbest dolaşımının mümkün olduğu bir çağdaş imparatorluk projesi. Roma Antlaşmasında bu husus iktisadi işbirliği yoluyla siyasal bütünleşme şeklinde tanımlanmıştır. Gerçekten de baktığımızda kuruluşundan günümüze Avrupa bütünleşmesi bu amaç çerçevesinde bir gelişim göstermiştir. Bir yandan üye sayısının artması, öte yandan işbirliği alanlarındaki genişleme Avrupa bütünleşmesini zaman içerisinde bir refah toplumu haline getirmiştir. Bununla birlikte yüzyılın başından günümüze belirsizlik ve durgunluk AB’nin genel eğilimi olmuştur. AB bünyesindeki sorunun kökeninde ne var diye incelendiğinde bir düzineye yakın faktörün rol oynadığı görülmektedir.
Evveliyetle Varşova Paktı ardılı ülkelerin ve kimi SSCB ve eski Yugoslavya kökenli ülkelerin AB’ye yüzyılın başında tam üye olarak kabul edilmeleri, bütünleşme hareketinde durağanlığa sebep olmuştur. Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerin önceden çok partili hayat, demokrasi ve piyasa ekonomisi tecrübeleri bulunmamaktadır. Keza 1929- 1940 yıllarında işgal ve ilhak edilen ve SSCB dağıldıktan sonra bağımsızlık kazanan Baltık ülkeleri de aynı durumdadır. Söz konusu ülkelerin 2004 ve 2007 yıllarında AB bünyesinde katılmaları Batı Avrupa Bütünleşmesini yavaşlatmıştır. Komünist ülkelerin modern Batı sistemine adaptasyon ve uyumu için dev boyutta harcama yapılmış, söz konusu ülkelerde idari kapasite ve ekonomi yeniden düzenlenmiş ve tüm bunların faturasını da esas itibariyle AB üyesi ülkeler ödemiştir.
Avrupa bütünleşmesinde durgunluk yaratan ikinci faktör, gelecek perspektifinin ortadan kalkmış olmasıdır. Üye ülkeler arasında gümrük birliğinin kurulması üye ülkeler arasında 1968 yılında gerçekleştirilmiş ardından 1992 sonunda 4 özgürlüğün mümkün olduğu ortak pazar aşamasına geçilmiştir. 2002 yılından itibaren kriterleri yerine getiren üye ülkeler mütemadiyen yeni Avrupa parası birimi olan Euro’ya geçmişlerdir. İktisadi alanda kaydedilen ilerlemelerin daha da hızlanması beklenirken 2005 yılında Avrupa Anayasası önce Fransa ardından da öteki kurucu üye olan Hollanda tarafından reddedilmiştir. Böylece Avrupa bütünleşmesinin nereye gideceği konusunda belirsizlik ortaya çıkmış, siyasi hedefinin ne olduğu muğlak hale gelmiştir. 2007 yılında imzalanan ve 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması, fiili durumun korumanın ötesinde bir gelecek vizyonu ortaya koyamamıştır.
Avrupa bütünleşmesi ayrıca 2008 yılında patlak veren ekonomik krizden derin biçimde etkilenmiş, kimi üye ülkelerde ekonomik göstergeler Maastricht Kriterlerinin gerisine gitmiştir. Parasal birlik ön koşulu olan dış borcun gayri safi milli hasılaya oranının en fazla % 60 olacağı kuralı, kriz nedeniyle bir çok ülke tarafından karşılanamamıştır. Bunların arasında İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan da vardır. En sonda sayılan Yunanistan üstelik gerçeği saklayan çifte kayıt sistemiyle Maastricht Kriterlerinden fersah fersah uzaklaşmış, ulusal gelirinin üç katı dış borcunun bulunduğu ortaya tespit edilmiştir. Yunanistan’ın muaccel olarak Euro bölgesinden ihraç edilmesi gerekirken bu yapılmamış, Euro’nun dolar ve diğer para birimleri karşısında önlenemeyecek şekilde değer kaybedebileceği varsayımı ile Yunanistan’ın dış borçlarının bir kısmı AB tarafından silinmiş, geriye kalanlar IMF ve Avrupa Merkez Bankası işbirliği sonucunda 2060 yılına kadar takside bağlanmıştır. Ama bir bütün olarak değerlendirildiğinde 2008 krizi AB genelinde ve özelde de Euro bölgesinde derin ekonomik ve mali sıkıntılara yol açmıştır.
Pandemi öncesinde AB’nin karşı karşıya kaldığı bir diğer sorun da mülteci akınıdır. Arap Baharı sonrasında bu akın hızlanmış, öte yandan Afganistan gibi Asya coğrafyasından da Avrupa’ya kesif bir nüfus intikali yaşanmıştır. Arap baharından kaynaklanan nüfus akını Avrupa kıtasına Cebelitarık, İtalya, Yunanistan ve Türkiye üzerinden ulaşmıştır. AB Komisyonu tarafından sığınmacı akını ile mücadele amacıyla aralarında Türkiye’nin de bulunduğu pek çok ülke ile geri kabul anlaşmaları imzalanmıştır. Bu arada Avrupa ülkelerinde siyasi ve iktisadi nedenlerle sığınmacı sayısının artması, yabancı düşmanlığı ve İslamofobiyi tetiklemiştir. Avrupa ülkelerinde daha önceden marjinal destek bulan ırkçı siyasal partiler bir takım ülkelerde ana muhalefet partisi ve hatta kimilerinde hükümet ortağı olmuşlardır. Bütünleşmeye kuşku ile bakan aşırı sağ eğilimliler Avrupa Parlamentosunda siyasal grup oluşturmuştur. Fransa’da Ulusal Cephe, Almanya’da Almanya İçin Alternatif, İtalya’da İtalya’nın Kardeşleri, Hollanda’da Özgürlük Partisi gibi aşırı eğilimli siyasal partilerin ulusal düzeyde oy tabanı genişlemiştir. Söz konusu partilerin bir başka özelliği de Avrupa bütünleşmesi idealine inanmamalarıdır. Bir başka ifadeyle kimi ülkelerde bütünleşmenin nihaî hedefine olan bağlılık ikinci planda kalmış, ulusal çıkarın önceliği öne çıkmış ve aşırı milliyetçi ideolojiler güçlenmiştir.
2016 yılında İngiltere’de yapılan referandum neticesinde katılımcıların % 52’si AB’den ayrılma lehinde oy kullanmıştır. BREXIT olarak da bilinen oylamanın ardından ayrılma müzakereleri yapılmış ve 1973 yılından beri Avrupa bütünleşmesi içerisinde yer alan İngiltere’nin hangi koşullar altında ayrılacağı kapsamlı biçimde ele alınmıştır. İki yıl süren müzakerelerin ardından hazırlanan anlaşmanın İngiltere’de Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası tarafından tasdik edilmesi de kolay olmamış, en sonunda İngiltere 31 Ocak 2020 itibariyle hukuken AB’den ayrılmış, Avrupa Parlamentosunda bulunan İngiliz vekillerin üyelikleri düşmüştür. İngiltere’nin ayrılmasının ardından daha başkalarının da benzer şekilde ayrılma yolunu tercih edebilecekleri çeşitli platformlarda dile getirilmiş ise de bu yönde bir teşebbüs olmamıştır. Bazıları İngiltere’nin AB’den ayrılmasını doğru yönde atılmış bir adım olarak değerlendirmiş, bütünleşme hareketinin ilerlemesini her aşamada engelleyen İngiltere’den kurtulmanın yeni bir dinamizm yaratacağını iddia etmiştir. Gerçekten de İngiltere, parasal birlik ve serbest dolaşım başta olmak üzere bütünleşmenin bir çok politikasına AB içerisinde muhalefet eden varlığı ile dikkatleri üzerinde toplayan bir ülke olmuştur.
Avrupa bütünleşmesini Ukrayna savaşı öncesinde derinden etkileyen bir başka faktör de global düzeyde 2020 yılında yaygınlaşan coronavirüs salgını olmuştur. AB üyesi ülkeler arasında dayanışma ve işbirliği olmadığı izlenimi yaygınlaşmıştır. Bu kanaatın oluşmasında kimi ülkelerin Schengen sınırlarını kapatmaları, aşı ve sağlık malzemelerinin sevkiyatının kısıtlanması gibi faktörler etkili olmuştur. Üye ülkelerin beklentilerin gerisinde bir tutum takınmalarının sebebi sağlık alanının Avrupa bütünleşmesinde ulusal yetki alanında kalmış olmasıdır. Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse AB sisteminde sağlık sektöründe yetki devri yapılmadığı için ortak politika uygulanmamaktadır. Netice olarak, Fransa, Almanya, Hollanda ve İspanya gibi ülkelerin her birinde coronavirüs nedeniyle 50 bin üzerinde kayıp yaşanmıştır.
Bir bütün olarak ele alındığında ortaya çıkan görünüm şudur: Ukrayna savaşı öncesinde AB bir ara dönem bir nev’i fetret devri yaşamaktadır: Bütünleşmenin nihaî hedefi konusunda belirsizlik günden güne derinleşmiş, bir düzineye yakın faktörün bileşkesi olarak kronik sorun ve sıkıntılar Avrupa ülkelerinde durgunluğa yol açmıştır.
SSCB ARDILI RUSYA FEDERASYONU’NUN MEVCUT SINIRLARI 17 MILYON KILOMETREKARE. ÜLKE SINIRLARI IÇERISINDE ONLARCA ETNISITE, DIL, DIN/ MEZHEP FARKLILIĞI BIR ARADA YAŞIYOR. RUSYA’DA IDARI BIRIMLER ÖZERK BÖLGE, ÖZERK CUMHURIYET, OKRUGH, OBLAST VE KRAY GIBI BIRBIRINDEN HAYLI FARKLI IDARI BIRIMLER ŞEKLINDE ÖRGÜTLENMIŞ. ETNIK TEMELDE ÖZERK CUMHURIYETLERIN SAYISI 22 CIVARINDA. BU KADAR FARKLILIĞI BASKICI VE TOTALITER BIR YAPI OLMADAN BIR ARADA TUTMANIN ZORLUKLARI VAR. DOLAYISIYLA RUSYA’NIN 2008, 2014 VE 2022 YILLARINDA UKRAYNA’YA YÖNELIK SALDIRILARI BU CIHETTEN BAKILDIĞINDA DAĞILMA SENDROMU OLARAK DEĞERLENDIRILEBILIR.
RUSYA SALDIRISININ AB ÜZERINDEKI ETKILERI
Ukrayna savaşının Avrupa bütünleşmesi üzerindeki etkileri çok geniş bir yelpazeyi içermektedir. Ana başlıklar halinde sıralamak gerekirse ilk sırada Ukrayna savaşının ardından Avrupa kıtasında güvenlik ve savunma endişeleri gelmektedir.. İkinci olarak, savaşın ardından Avrupa kıtasında enerji krizi patlak vermiş, Rusya’dan temin tedarik edilen doğal gaz akışı bir iki ülke dışında tamamen kesilmiştir. Üçüncü olarak Avrupa ekonomileri savaştan olumsuz yönde etkilenmiş, pek çok ülke daralma ve resesyon ile karşı karşıya kalmıştır. Bunun dışında bölgesel uluslararası örgütlerin genişlemesine tanık olunmuştur. İsveç ve Finlandiya’nın katılımı ile NATO’nun üye sayısı artmış, AB tarafından Doğu ortaklığı ülkelerinin bir bölümü aday ilan edilmiştir. Öte yandan Ukrayna savaşı transatlantik ilişkileri ticari, siyasi ve ekonomik bakımdan olumsuz etkilemiş, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde ise tam üyelik dışı alanlarda kayda değer ilerlemeler sağlanmıştır.
Avrupa genelinde savunma sanayii yatırımlarının teşviki konusunda genel bir konsensüs sağlanmış, Avrupa kıtasındaki devletler askeri kapasite ve yeteneklerini güçlendirme çabası içerisine girmişlerdir.
Varşova Paktı’nın lağvedilmesi ve SSCB’nin dağılmasının ardından pek çok Avrupa ülkesi zorunlu askerlik sistemini kaldırmış, profesyonel ordu/ lejyoner sisteme geçilmiştir. Rusya tehdidinin bertaraf edilmesine paralel olarak ülkelerin asker sayıları azaltılmıştır. Bu arada eski Doğu Bloku ülkeleri birbiri peşine NATO ittifakına katılmışlardır. 1999 yılında Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti ile başlayan NATO’nun eski komünist ülkelere genişlemesi daha sonra Balkanlara kadar uzanmış, yüzyılın başında Bulgaristan, Romanya, Slovakya ve Slovenya kısa bir süre sonra Hırvatistan ve Arnavutluk NATO’ya katılmıştır. Eski Sovyet Cumhuriyetlerinden Estonya, Letonya ve Litvanya 2004 yılında, Karadağ 2017 ve Kuzey Makedonya da 2020 yılında NATO üyesi olmuştur.
NATO’nun genişlemesi AB içerisinde güvenlik ve savunma alanlarındaki işbirliğinin dar kapsamda kalmasına neden olmuştur. Esasen Avrupa bütünleşmesinde Maastricht Antlaşması öncesi dönemde ortak dış politika ve güvenlik politikası kapsamında kalan faaliyetler Avrupa Siyasi İşbirliği olarak adlandırılıyordu. 1990’lı yıllarda ise bu alanda kısmi bir ilerleme sağlanmıştır. Bununla birlikte savunma ve güvenlik alanındaki işbirliğinin yelpazesi arama ve kurtarma, barış gücü operasyonları ile sınırlı kalmıştır. Günümüzde 27 AB üyesi ülkenin 23’ü aynı zamanda NATO ülkesidir. Üye ülkelerin NATO çerçevesindeki güvenlik ve savunma yükümlülüklerinin devam etmesi nedeniyle AB bünyesinde ayrı bir askeri yapılanma cihetine gidilmemiştir. Kaçınmak amacıyla Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının askeri yapılanması barış gücü faaliyetleri ile sınırlandırılmıştır.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ile birlikte paradigma değişmiş, Avrupa ülkeleri savunma ve güvenlik politikalarını güçlendirme kararı almışlardır. AB bünyesinde askeri faaliyetlere ve güvenlik konularına mesafeli olan 4 ülkeden ikisi Finlandiya ve İsveç, Rusya tehdidinin somut hale gelmesiyle birlikte NATO’ya katılmak için başvuruda bulunmuştur. 2022 Mayıs ayında Madrid toplantısında adı geçen ülkelerin NATO’ya katılımı anlaşması imzalanmıştır. Türkiye katılım anlaşmasının onaylanmasını askeri ambargoların kaldırılması ve terör desteği konusunda hassasiyet gösterilmesi şartına bağlamıştır. Bu nedenle adı geçen ülkelerin katılımlarının onayı kısmen gecikmiş Türkiye’ye karşı uygulanan savunma sanayii alanındaki ambargoların kaldırılmasını müteakiben Finlandiya’nın 2023 ve İsveç de 2024 yılında NATO’ya katılımı mümkün olmuştur.
RUSYA’NIN UKRAYNA’YA SALDIRISI ILE BIRLIKTE PARADIGMA DEĞIŞMIŞ, AVRUPA ÜLKELERI SAVUNMA VE GÜVENLIK POLITIKALARINI GÜÇLENDIRME KARARI ALMIŞLARDIR. AB BÜNYESINDE ASKERI FAALIYETLERE VE GÜVENLIK KONULARINA MESAFELI OLAN 4 ÜLKEDEN IKISI FINLANDIYA VE İSVEÇ, RUSYA TEHDIDININ SOMUT HALE GELMESIYLE BIRLIKTE NATO’YA KATILMAK IÇIN BAŞVURUDA BULUNMUŞTUR. 2022 MAYIS AYINDA MADRID TOPLANTISINDA ADI GEÇEN ÜLKELERIN NATO’YA KATILIMI ANLAŞMASI IMZALANMIŞTIR. TÜRKIYE KATILIM ANLAŞMASININ ONAYLANMASINI ASKERI AMBARGOLARIN KALDIRILMASI VE TERÖR DESTEĞI KONUSUNDA HASSASIYET GÖSTERILMESI ŞARTINA BAĞLAMIŞTIR.
AB bünyesinde Rusya tehdidini bertaraf etmek amacıyla bir başka dikkat çeken gelişme de savunma harcamalarının artırılması olmuştur. 2024'te AB-27 ülkelerinin toplam savunma harcaması yaklaşık 343 milyar euro seviyesine ulaşmıştır. AB bünyesinde savunma harcamalarına 2030 yılına kadar 800 milyar dolar kaynak ayrılması kabul edilmiştir. Ayrıca 2025 yılında üye devletlerin ortak savunma ve yatırımlarını desteklemek amacıyla 150 milyar Euro tutarında kredi/ fon programı (SAFE) başlatılmıştır. Öte yandan NATO üyesi ülkelerin 75’nci yıl Washington toplantısında tüm üye devletlerin 2035 yılında kadar savunma harcamalarını artırmaları ve GSMH’nın % 5’ine çıkarılması kararı alınmıştır. İspanya’nın çekimser kaldığı toplantıda alınan bu karar, önümüzdeki 10 yıl içerisinde Almanya başta olmak üzere AB üyesi ülkelerin savunmaya dev boyutlarda kaynak tahsis etmeleri anlamına gelmektedir.
Tüm bu gelişmeler bize şunu göstermektedir. Avrupa bütünleşmesinde savunma ve güvenlik konuları uzun yıllar boyunca NATO uhdesine bırakılmıştı. Tehdidin somut hale gelmesiyle birlikte AB içerisinde savunma ve güvenlik konuları olağanüstü ehemmiyet kazanmaya başlamıştır. Üstelik bu durum AB bünyesinde NATO üyesi olmayan ülkeler bakımından da geçerliliğini korumaktadır. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda AB içerisinde askeri işbirliği bakımından dev adımların atılması söz konusu olabilecektir. Özellikle Almanya’nın savunma harcamalarına kaynak ayırması ve askeri kapasitesini güçlendirmesi ehemmiyet taşımaktadır.
Ukrayna savaşı aynı zamanda Avrupa’nın enerji politikasını ve ekonomisini de derin biçimde etkilemiştir. Savaştan önce AB üyesi ülkelerin Rusya’ya enerji bağımlılığı doğalgaz % 40, petrol % 27 ve kömür % 46 seviyesinde idi. Savaşın başlangıcında doğal gaz akımında kesintiler yaşanmıştır. Kuzey Akımı I boru hattı bakım yapılması bahanesiyle kapatılmış, kısa bir süre sonra da Kuzey Akımı II boru hattı sabotaj nedeniyle devre dışı kalmıştır. Savaş öncesi duruma göre doğal gaz fiyatları ortalama 10 kat artmıştır. AB üyesi ülkelerden günümüzde Rusya’dan doğal gaz temin tedarik edenler Macaristan ve Çek Cumhuriyeti ile sınırlı kalmıştır. Rusya’nın yarattığı boşluğu telafi için ABD, Katar ve Norveç’ten sıvılaştırılmış doğal gaz ithalini artırmıştır. Ayrıca yenilenebilir enerji kaynakları yatırımları teşvik edilmiş, bu kapsamda rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarında % 30 artış sağlanmıştır. AB genelinde enerjinin pahalı hale gelmesinin doğal bir yansıması olarak sanayi üretimi pahalı hale gelmiş, ekonomik durgunluk ve resesyon üye ülkelerde sosyal refah göstergelerinin bozulmasına yol açmıştır. AB’nin Rusya ile dış ticareti savaşın ardından tedrici olarak gerilemiş ve çökmüştür. AB, 2025 yılı sonunda Rusya’yı hedef alan 18’nci yaptırımı da uygulamaya başlamıştır. 2022-2025 yılları arası AB’nin Ukrayna’dan ithalatında % 89 ve ithalatında ise da % 61 azalma olmuştur. Ayrıca AB üyesi ülkelerin 2025 yılı sonu itibariyle Ukrayna’ya ekonomik, insani, silah, teçhizat ve cephane desteği toplamı 200 milyar Euro’ya seviyesine ulaşmıştır.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı NATO dışında AB bakımından da genişlemeye sebep olmuştur. Az önce de ifade edildiği üzere 1995 yılında AB’ye katılan İsveç ve Finlandiya, Rusya tehdidi nedeniyle NATO’ya katılma başvurusu yapmıştır. Adı geçen iki ülkenin dışında İrlanda ve Avusturya da AB içerisinde askeri ve güvenlik konularına mesafeli duruşları ile dikkatleri üzerlerine çeken ülkeler olmuştur. Ne var ki, saldırının hemen ardından yapılan bir kamuoyu araştırması İsveç ve Finlandiya’yı NATO üyeliğine yönlendirmiştir. Rusya tehdidi algılama anketine Finlandiya’da halkın % 70’i, İsveç’te ise % 45’i olumlu cevap vermiştir. Bunun üzerine İsveç bakımından ABD’nin de yönlendirmesiyle NATO’ya katılım başvuruları yapılmıştır. Finlandiya 31’nci ve 32’nci üye olarak savunma ittifakına katılmıştır.
UKRAYNA SAVAŞININ AVRUPA BÜTÜNLEŞMESI ÜZERINDEKI ETKILERI ÇOK GENIŞ BIR YELPAZEYI IÇERMEKTEDIR. ANA BAŞLIKLAR HALINDE SIRALAMAK GEREKIRSE ILK SIRADA UKRAYNA SAVAŞININ ARDINDAN AVRUPA KITASINDA GÜVENLIK VE SAVUNMA ENDIŞELERI GELMEKTEDIR.. İKINCI OLARAK, SAVAŞIN ARDINDAN AVRUPA KITASINDA ENERJI KRIZI PATLAK VERMIŞ, RUSYA’DAN TEMIN TEDARIK EDILEN DOĞAL GAZ AKIŞI BIR IKI ÜLKE DIŞINDA TAMAMEN KESILMIŞTIR. ÜÇÜNCÜ OLARAK AVRUPA EKONOMILERI SAVAŞTAN OLUMSUZ YÖNDE ETKILENMIŞ, PEK ÇOK ÜLKE DARALMA VE RESESYON ILE KARŞI KARŞIYA KALMIŞTIR. BUNUN DIŞINDA BÖLGESEL ULUSLARARASI ÖRGÜTLERIN GENIŞLEMESINE TANIK OLUNMUŞTUR. İSVEÇ VE FINLANDIYA’NIN KATILIMI ILE NATO’NUN ÜYE SAYISI ARTMIŞ, AB TARAFINDAN DOĞU ORTAKLIĞI ÜLKELERININ BIR BÖLÜMÜ ADAY ILAN EDILMIŞTIR.
Ukrayna savaşının hemen ardından AB’nin Doğu Ortaklığı üyelerinden Ukrayna, Moldova ve Gürcistan tam üyelik başvurusunda bulunmuştur. Adı geçen üç ülkenin başvuruları siyasi sebeplerle kabul edilmiştir. Bununla birlikte Kopenhag Kriterleri temelinde bir değerlendirme yapmak gerekirse her üçü de sorunlu yapıdadır. Ukrayna’da savaş hali devam etmektedir. Ukrayna’nın ayrılmaz bir parçası olan Kırım, 2014 yılından beri işgal altında bulunmaktadır. Moldova topraklarının bir bölümünde ayrılıkçılar Rusya desteği ile Trans Dinyester Cumhuriyeti ilan etmişlerdir. Söz konusu devleti Rusya dışında kimse tanımamaktadır. Benzer şekilde Gürcistan’ın iki özerk bölgesi, Rusya’nın tahriki sonucunda bağımsızlık ilan etmiştir. Günümüzde Abhazya ve Güney Osetya’da ayrılıkçı yönetimler kurulmuş ve anılan bölgeler Rusya nüfuz alanı haline gelmiştir. Ukrayna’nın AB adaylığını/ üyeliğine zora sokan bir başka faktör de ülkenin coğrafi bakımdan Avrupa kıtasında yer almamasıdır. Kafkas dağlarının güneyindeki ülkeler coğrafi ölçütlere göre Asya kıtasındadır. Asya ile Avrupa’nın sınırlarını Kafkas dağları ve Hazar Denizi’nin kuzeyinden yukarıya doğru uzanan Ural Dağları belirlemektedir. Gürcistan’ın coğrafi kriter esas alındığında AB’ye aday olması mümkün değil iken siyasi sebeplerle desteklenmiştir. Öte taraftan Batı Balkanlarda Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk ve Kuzey Makedonya gibi ülkelerin de AB ile adaylık /müzakere ilişkileri devam etmektedir.
Rusya Ukrayna Savaşı öte yandan AB’nin gelecek senaryolarını derin biçimde etkilemiştir. Esnek bütünleşme modelinin kademeli olarak güçlenmesi trendinin başladığını söyleyebiliriz. Bu arada Türkiye’ye karşı önyargıların kırılmasında da savaşın belirleyici olduğu görülmektedir. Türkiye, AET/ AB ilişkilerinin tarihinde genel olarak ayrımcılık/ ötekileştirme uygulamaları ile karşı karşıya kalmıştır. Tam üyelik sürecini hızlandıracağı beklentisi ile 1990’ların ortasında gümrük birliğini kabul etmiştir. Bununla birlikte Türkiye’ye yönelik önyargıların kırılması mümkün olmamış, Kıbrıs sorunu da bir başka bahane olarak hep gündemde tutulmuştur. Bununla birlikte yeni koşullarda Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin güçlenebileceği bir zemin oluşmuştur. Bu kapsamda esas önemli değişikliğin savunma ve güvenlik alanlarında olması öngörülmektedir. Türkiye’nin Batı Avrupa ile savunma alanındaki ilişkilerinin önümüzdeki aylarda yıllarda giderek ivme kazanması beklenmektedir. Uluslararası siyasal gelişmelerin bir yansıması olarak işbirliği zaman içerisinde gümrük birliğinin güncellenmesi, Türkiye’ye vize serbestisi tanınması gibi alanlara yönelebilecektir.
AB üyesi ülkelerin Ukrayna savaşına destekleri zaman içerisinde farklılık göstermektedir. Rusya’ya ekonomik yaptırımların tüm üye ülkelerde yeknesak olarak uygulanması bakımından zaman zaman sıkıntılar çıkmaktadır. Macaristan ve Slovakya, yaptırımlara katılmamakta ve bu konuda kollektif pozisyon alınmasını engellemektedir. Dondurulan Rusya fonlarının Ukrayna’ya savaşın finansmanı amacıyla tahsis edilmesi konusunda üye ülkeler arasında görüş birliği sağlanamamıştır. Rusya fonlarının büyük bölümünü kontrol eden Belçika hükümeti borç verilmesi, üye ülkelerin toplu olarak yükümlülük üstlenmeleri gibi seçenekleri gündeme getirmiştir. Uzun müzakerelerin ardından AB üyesi ülkeler arasında görüş ayrılıkları giderilemeyince 2025 Aralık ayında toplanan Brüksel zirvesinde Ukrayna’ya 90 milyar Euro kredi verilmesi kararı alınmıştır.
AVRUPA BÜTÜNLEŞMESINDE SAVUNMA VE GÜVENLIK KONULARI UZUN YILLAR BOYUNCA NATO UHDESINE BIRAKILMIŞTI. TEHDIDIN SOMUT HALE GELMESIYLE BIRLIKTE AB IÇERISINDE SAVUNMA VE GÜVENLIK KONULARI OLAĞANÜSTÜ EHEMMIYET KAZANMAYA BAŞLAMIŞTIR. ÜSTELIK BU DURUM AB BÜNYESINDE NATO ÜYESI OLMAYAN ÜLKELER BAKIMINDAN DA GEÇERLILIĞINI KORUMAKTADIR. DOLAYISIYLA ÖNÜMÜZDEKI YILLARDA AB IÇERISINDE ASKERI IŞBIRLIĞI BAKIMINDAN DEV ADIMLARIN ATILMASI SÖZ KONUSU OLABILECEKTIR. ÖZELLIKLE ALMANYA’NIN SAVUNMA HARCAMALARINA KAYNAK AYIRMASI VE ASKERI KAPASITESINI GÜÇLENDIRMESI EHEMMIYET TAŞIMAKTADIR.
SONUÇ
Ukrayna savaşının neden başladığı, siyasi hedefinin ne olduğu hususunda bakış açısına bağlı olarak farklı görüşler dile getirilmektedir. Varşova Paktı ve SSCB’nin ardından yeni bir dağılma yaşanacağı sendromu ile hareket eden Rusya bakımından Ukrayna savaşı aslında savunma amaçlı bir hamledir. Rusya güçlü propaganda hamlesi ile saldırganlığı meşrulaştırma çabası içerisine girmiştir. Moskova yönetimi tüm eski SSCB ülkelerine arka bahçe olarak bakmaktadır. Bu durumun doğal bir uzantısı olarak da Ukrayna devletinin ve milletinin varlığını yadsımaktadır. Çağdaş uluslararası normlar bakımından Ukrayna savaşı bir saldırıdır. Devletlerin bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal eden, BM ana sözleşmesi ile uyumlu olmayan bir eylemdir. Ukrayna savaşı uyuyan üç devin uyanmasını sağlamıştır. Bunlardan ilki Ukrayna milliyetçiliği, ikincisi işlevinin devam edip etmediği belli dönemlerde güçlü biçimde tartışılan NATO, sonuncusu da AB’dir.
Avrupa bütünleşmesi Ukrayna savaşından derin biçimde etkilenmiştir. Yüzyılın başından beri ara dönem yaşayan Avrupa bütünleşmesi bu savaş vesilesiyle savunma ve güvenlik boyutlarını tahkim etme çabası içerisine girmiştir. Üye ülkelerin kahır ekseriyeti aynı zamanda NATO ülkesidir. 75’nci yıl toplantısında NATO üyesi ülkeler savunma harcamalarını 2035’e kadar GSMH’nın % 5’ine çıkarma kararı almışlardır. Buna paralel olarak AB bünyesinde 2030 yılına kadar savunmaya 800 milyar Euro kaynak ayrılması kabul edilmiştir. Önümüzdeki yıllarda dış, güvenlik ve savunma alanlarında işbirliğinin güçlenmesi beklenmektedir. Savunma politikasının ortak politika haline gelmesinin tetiklendiğini söylemek mümkün. Dolayısıyla Ukrayna savaşının AB’ye ilk etkisi savunma ve güvenlik boyutlarının tahkim edilmesi olmuştur. İkinci olarak ekonomik durgunluk ve resesyon tehlikesi yeni işbirliği ve inovasyon arayışını tetiklemiştir. Transatlantik müzakerelerin kesilmesi nedeniyle AB- ABD ticari ilişkilerinde beklenen ilerlemeni olmadığı yeni konjonktürde AB yeni ticari partnerlerle işbirliğini güçlendirme arayışına girmiştir. MERCOSUR ve Hindistan ile yapılan ticari anlaşmalar bu bakımdan ehemmiyet taşımaktadır. Öte yandan AB, Doğu Ortaklığı ülkelerinden Ukrayna, Gürcistan ve Moldova’ya adaylık vermiş, Batı Balkan ülkelerinin AB’ye katılımını teşvik etmiştir. En dikkat çeken gelişme ise Türkiye konusunda yaşanmaktadır. Siyasi sebeplerle Türkiye’nin tam üyelik müzakerelerinde kilitlenme yaşandığı bir ortamda AB ile ilişkilerin güvenlik ve savunma alanlarında ilerlemesinin kapısı aralanmıştır. Bu eğilimin bir süre sonra vizesiz Avrupa ve gümrük birliği anlaşmasının güncellenmesine kapı aralaması beklenmektedir.
Ukrayna savaşı aynı zamanda üye ülkeler arasındaki görüş farklılıkları ve gelecek projeksiyonunu derin biçimde etkilemiştir. Macaristan ve Slovakya’nın genel olarak bütünleşmeye daha mesafeli oldukları, Rusya Ukrayna savaşında kollektif hareket edilmesini engelledikleri bilinmektedir. AB’nin gelecek senaryoları içerisinde esnek bütünleşme modeli tartışmaya açılmıştır. Buna görü üye devletler sert çekirdek ve periferi olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Bütünleşmenin ana yönelimini merkez ülkeleri belirlerken çevrede bulunanlar yükümlülüklerini yerine getirme oranına bağlı olarak merkezin politikalarına katılabileceklerdir.
Netice olarak bu çalışmanın tespiti şudur: 24 Şubat 2022’de Rusya’nın saldırısı ile başlayan Ukrayna savaşı bir yandan Atlantik okyanusunun iki yakası arasında ticari ve güvenlik alanlarında ayrışmayı belirgin hale getirmiş, öte yandan AB bütünleşmesinde bir yandan sıkıntı ve durgunluk yaratırken öte yandan yeni bir dinamizm kazandırmış, savunma ve güvenlik boyutunun güçlenmesinin kapısını aralanmış ve gelecek senaryoları arasında esnek bütünleşme öne çıkarmıştır.