Enerji kaynakları ve enerji koridorları, günümüzde uluslararası sistemin ekonomik kalkınma ve jeopolitik gücünün belirleyici unsurudur. Dünya enerji rezervlerinin önemli bir bölümüne sahip olan Müslüman ülkeler var olan potansiyelini jeoekonomik güce dönüştürmekte başarılı olamamaktadır. Türkiye’nin Orta Doğu, Hazar ve Orta Asya enerji havzaları ile Avrupa arasında stratejik bir geçiş ve merkez ülke konumunda bulunması, enerji koridorları üzerinden bölgesel ve küresel güç dengelerinde belirleyici bir rol üstlenmesini sağlamaktadır. Buna karşın, İslam dünyasına yönelik dış müdahaleler, politik istikrarsızlıklar ve terör gibi güvenlik sorunları enerji arz güvenliğini ve ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle Hürmüz Boğazında yaşanan krizler küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açmaktadır. Bu çerçevede, İslam ülkelerinin enerji kaynaklarını yalnızca ihraç eden değil, kendi aralarında stratejik iş birliği ve ekonomik bütünleşme aracı olarak değerlendiren politikalar geliştirmesi, enerjiye uygun maliyetle erişimi sağlaması ve ortak kurumsal mekanizmalar oluşturması hem bölgesel kalkınmanın hızlanması hem de küresel sistemde daha etkin bir aktör haline gelebilmeleri açısından kritik bir önemdedir.
Enerji, günümüzde uluslararası sistemin ekonomik kalkınmanın ve jeopolitik gücün en önemli etkenlerinden biridir. Doğal olarak bu durum devletler arası egemenliğin belirleyici bir unsuru olmuştur (Turan, 2010, s.69). Petrol ve doğal gaz başta olmak üzere enerji ekonomik bir kaynak olmanın ötesinde devletlerin dış politikasını ve güvenlik mimarisini doğrudan etkileyen stratejik bir güç unsuru haline gelmiştir. Uluslararası rekabette enerji devletlerin dış politikalarını, ittifaklarını ve güvenlik stratejilerini doğrudan etkileyen güç merkezi haline gelmiştir (Telli, 2025, s.1020).
Müslüman ülkeler, dünya enerji rezervlerinin önemli bir bölümünü barındırmalarına rağmen, bu potansiyeli jeoekonomik güce dönüştürmekte etkili olamamaktadırlar (Hisarcıklıoğlu, 2013). Bu durum, enerji üssü olmakla beraber aynı zamanda enerji koridorlarının kontrolünün de stratejik önemini ortaya koymaktadır. Zira enerji kaynakları kadar, bu kaynakların taşındığı güzergahlar ve bu güzergâhların kimler tarafından kontrol edildiği de önem arz etmektedir (Kuzemko, 2014).
Bu çalışmanın amacı, Türkiye merkezli enerji koridorlarını analiz ederek, Müslüman ülkelerin jeoekonomik konumunu değerlendirmek ve bu çerçevede ortaya çıkan stratejik fırsatları incelemektir.
Enerji Koridorlarının Jeopolitik Anlamı:
Enerji kaynaklarının üretilmesi kadar, aynı zamanda güvenli ve kesintisiz olarak taşınması da uluslararası stratejinin temel unsurlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle enerji koridorları ve boru hatları günümüzde yalnızca ekonomik projeler değil, aynı zamanda küresel güç dengelerini etkileyen stratejik altyapılar olarak görülmektedir (Babar, 2026). Enerji koridorları üzerinden enerji kaynaklarına erişim yalnızca ekonomik kalkınma için değil, aynı zamanda siyasi ve askeri güç dengelerinde söz sahibi olabilmeyi sağlamaktadır (Kalkan, 2025, s.383).
Enerji güvenliği; arzın kesintisiz sağlanması, talebin sürdürülebilir olması ve bu ikisini mümkün kılan taşıma hatlarının güvenliği üzerine kuruludur. Asıl belirleyici olan ise, üretim sahaları ile tüketim merkezleri arasındaki akışı sağlayan koridorların güvenliğidir; çünkü bu hatlar kesildiğinde ne arzın ne de talebin bir anlamı kalır. Çünkü enerji kaynaklarının üretim bölgelerinden tüketim merkezlerine aktarılmasında kullanılan boru hatları, deniz yolları ve stratejik geçitlerin güvenliği, arzın ve talebin devamlılığı açısından oldukça önemlidir (Kalkan, 2025, s.381).
Enerji jeopolitiği; bir ülke veya bölgenin coğrafi konumu, küresel enerji talebini karşılayacak üretim kapasitesi ve elde ettiği üretimini, enerji arz ve talebine cevap verecek şekilde ilgili pazarlara iletimi üzerine yoğunlaşır. Yeni rezervlerin keşfi, enerji coğrafyasını yeniden şekillendirerek bölgesel anlamda jeopolitik dengeleri değiştirir ve uluslararası rekabetin merkezine taşır (Harunoğulları, 2026).
Türkiye Merkezli Enerji Koridorları:
Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla enerji zengini Orta Doğu, Hazar Havzası ve Orta Asya ile enerji tüketim merkezi olan Avrupa arasında bir geçiş noktası konumundadır. Bu durum, Türkiye’yi yalnızca bir transit ülke değil, aynı zamanda potansiyel bir enerji merkezi hâline getirmektedir (Harunoğulları, 2026).
Hazar bölgesinden çıkarılan doğal gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını sağlayan TANAP, TAP ve Doğu Anadolu Doğalgaz Ana İletim Hattı (İran – Türkiye) projeleri, bu stratejik rolün somut örnekleridir. Bu hatlar sayesinde Türkiye, enerji akışının yönlendirilmesinde önemli bir rol üstlenmektedir (Haber7com, 2018). Türkiye’nin enerji stratejisindeki hedefi transit ülke konumundan çıkarak enerji ticaretinin yapıldığı bir merkez olmaktır. Bu dönüşüm, sadece ekonomik kazanç sağlamayacak; aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzeyde jeoekonomik ağırlığını artıracaktır.
Bununla birlikte Türkiye, farklı enerji kaynaklarını ve güzergâhlarını çeşitlendirme politikası izleyerek enerji güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır. Bu maksatla Türkiye; Hazar sahasından Avrupa’ya uzanan boru hatları ve yeniden aktif edilen Kerkük-Ceyhan boru hattı, 2026’da kısmi olarak devreye giren nükleer santralı, Tuz Gölü ve Silivri başta olmak üzere devasa depolama tesisleri ve Zengezur stratejik koridor hamlesiyle, “enerji köprüsü” olma vizyonunu aşarak küresel bir “enerji komuta merkezi” olmayı başarmıştır. BOTAŞ’ın Avrupalı şirketlerle imzaladığı uzun vadeli sözleşmeler ve yeşil enerji ticareti hamlesi, bu dönüşümün geri döndürülemez olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye artık enerjinin sadece aktığı değil; yönetildiği, depolandığı ve fiyatlandırıldığı yer olma yolunda emin adımlarla ilerleyişini sürdürmektedir (Mumay, 2026).
Bununla birlikte Türkiye, farklı enerji kaynaklarını ve güzergâhlarını çeşitlendirme politikası izleyerek enerji güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır. Bu strateji, Türkiye’nin hem üretici hem de tüketici ülkelerle dengeli ilişkiler kurmasını zorunlu kılmaktadır.
MÜSLÜMAN ÜLKELER, DÜNYA PETROL REZERVLERININ YAKLAŞIK ÜÇTE IKISINE VE DOĞAL GAZ REZERVLERININ ÖNEMLI BIR BÖLÜMÜNE SAHIPTIR. ORANSAL OLARAK PETROL REZERVININ YAKLAŞIK %70’INI VE DOĞAL GAZ REZERVININ ISE %57’SINE SAHIPTIR (PEKTAŞ, 2024). İSLAM ÜLKELERI SAHIP OLDUKLARI POTANSIYELLERE RAĞMEN DÜNYA HASILASINDAN ISTEDIKLERI PAYI ELDE EDEMEMIŞLERDIR. BU DURUM ENERJI KAYNAKLARININ BÜYÜK ÖLÇÜDE HAM MADDE OLARAK IHRAÇ EDILMESI VE KATMA DEĞER ÜRETIMININ SINIRLI KALMASINDAN KAYNAKLANMAKTADIR. DIĞER BIR NEDEN ISE, İSLAM ÜLKELERI ENERJI POLITIKALARINDA ORTAK BIR STRATEJI GELIŞTIRILEMEMIŞ OLMALARIDIR.
Müslüman Ülkelerin Jeoekonomik Konumu:
Müslüman ülkeler, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık üçte ikisine ve doğal gaz rezervlerinin önemli bir bölümüne sahiptir. Oransal olarak petrol rezervinin yaklaşık % 70’ini ve doğal gaz rezervinin ise % 57’sine sahiptir (Pektaş, 2024). İslam ülkeleri sahip oldukları potansiyellere rağmen dünya hasılasından istedikleri payı elde edememişlerdir. Bu durum enerji kaynaklarının büyük ölçüde ham madde olarak ihraç edilmesi ve katma değer üretiminin sınırlı kalmasından kaynaklanmaktadır. Diğer bir neden ise, İslam ülkeleri enerji politikalarında ortak bir strateji geliştirilememiş olmalarıdır (Aydın, 2017, s.61). İslam Ülkeleri açısından enerji gelirlerinin sürdürülebilir kalkınmaya dönüşmesini engelleyen bir diğer önemli husus da bölgesel politik istikrarsızlıklar ve dış müdahalelerdir (Kartal ve Öztürk, 2020).
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2019 yılında İslam İşbirliği Üst Düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı’nda yaptığı konuşmada, stratejik bağlantı noktalarının birçoğunun ve dünya petrol üretiminin yüzde 65’inin İslam ülkelerinde olmasına rağmen dünya ekonomisindeki toplam payının yüzde 10’u bulmadığına dikkat çekerek bu durumun vahametini ortaya koymuştur (İndependet Türkçe, 2019). Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2. İstanbul Dünya İslam Ekonomisi Zirvesi’nde yaptığı konuşmada İslam ülkelerinin dünya ekonomik gelirinin ancak %11’lik kısmında faydalanabildiğine dikkat çekerek bu anlamda İslam ülkelerinin içinde bulunduğu vahim duruma dikkat çekmiştir (Hürriyet.com, 2025).
Müslüman ülkeler açısından enerji koridorları üzerinde söz sahibi olmak, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bağımsızlık açısından da kritik öneme sahiptir. Ancak mevcut durumda bu ülkelerin büyük bir kısmı, enerji akışının kontrolünden ziyade, bu akışın bir parçası konumunda olmuşlardır. Bölgenin enerji nakil hatları anlamında son derece önemli bir jeopolitiğe sahip olmasından dolayı küresel güçler güvenlik anlamında bölgeye olması gerekenden fazla ilgi göstermişlerdir. ABD, enerji güvenliğinde sürdürülebilir bir rekabet ortamı oluşturmak ve Orta Doğu’daki enerji kaynakları ve özellikle bu kaynakların taşındığı kritik güzergâhlar üzerinde söz sahibi olmak, Çin ve Rusya’yı dengelemek için ciddi bir performans göstermektedir. Buna karşılık Rusya ve Çin, bölgedeki enerji dengelerinde daha fazla söz sahibi olabilmek adına ABD’nin bu hakimiyetini dengelemeye yönelik çok katmanlı politikalar izlemektedir. Rusya, askeri ve siyasi nüfuz alanlarını genişleterek enerji jeopolitiğinde etkinliğini artırmaya çalışırken; Çin ise artan enerji ihtiyacını güvence altına almak için özellikle ekonomik ve diplomasi yoluyla bölgede etkin olma gayretindedir. Sonuç olarak üç büyük güç, Orta Doğu enerji havzaları ve geçiş hatları üzerinde kontrol sağlayarak küresel çıkarlarını kalıcı hale getirme mücadelesi yürütmektedir (İzol, 2020, s.99-100).
Bu bağlamda değerlendirildiğinde ABD/ İsrail ikilisinin İran’a karşı başlattığı saldırılar öncelikle İslam ülkelerinin enerji güvenliğini riske etmiş aynı zamanda enerji arz ve talep dengesini altüst etmiştir. Görüldüğü gibi enerji transfer hatlarında oluşacak güvenlik zafiyeti öncelikle bölgesel krizi tetiklerken müteakiben küresel bir krize evrilme riskini taşımaktadır. Ancak bu güvensizlik ortamının bertaraf edilebilmesi enerji üreten İslam ülkelerinin inisiyatifinde olmayıp ABD gibi üçüncü ülkelerin inisiyatifinde yürümektedir (Dünya.com, 2026). ABD ve İsrail’in saldırıları sonrasında İran’ın Hürmüz Boğazını geçişlere kapatması bu durumun tam bir göstergesidir. Körfez ülkeleri başta olmak üzere İslam dünyasının enerji ihracatının ana arteri konumundaki bu bölge arz güvenliğini tehdit ederken, fiyat dalgalanmaları üzerinden küresel ölçekte istikrarsızlık üretmeye başlamıştır. İran, Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Katar gibi ülkeler öncelikli olmak üzere İslam ülkelerinin büyüme ve bütçe dengelerini tehdit eden bir konuma gelmiştir (İEA, 2026).
Değerlendirme ve Sonuç:
İslam ülkelerinin dünya enerji kaynaklarının büyük çoğunluğuna sahip olmaları ve bu kaynakların özellikle Türkiye’nin yanı başındaki Orta doğu bölgesinde kümelenmiş olması oldukça kritik bir jeostratejiği işaret etmektedir. Enerji koridorları jeoekonomik bir unsur olmakla beraber küresel güç mücadelesinin merkezine oturmuştur. Günümüzde enerji hatlarını kontrol eden devletlerin sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik üstünlük elde ettiği bir gerçektir. ABD başta olmak üzere küresel emperyalist güçlerin bu coğrafyada yoğun şekilde varlık göstermesinin temel nedeni de bu jeoekonomik gerçekliktir. Bu bağlamda Türkiye, sahip olduğu jeostratejik konum itibarıyla enerji koridorlarının merkezinde yer almaktadır. Bu durum Türkiye’yi bir geçiş ülkesi değil, aynı zamanda denge kurucu ve yön belirleyici bir merkez ülke olma imkânı sunmaktadır.
Ancak İslam dünyasının temel problemi, sahip olduğu bu muazzam enerji potansiyelini ortak bir güç unsuru haline dönüştürecek ortak iradeyi gösterememesidir. Dış müdahalelerle kronikleşen güvensizlik ortamı, bununla birlikte politik istikrarsızlık, iç çekişmeler ve terör olayları, yatırımların bölgeye gelmesini önlemekte böylece ekonomik büyümenin önüne geçmektedir. Oysa analizler açıkça göstermektedir ki; politik istikrarın sağlanması ve şiddet ortamının ortadan kaldırılması, ekonomik büyümeyi doğrudan desteklemekte, enerjiye kesintisiz ve uygun maliyetle erişim ise sanayileşmenin hızını belirlemektedir (Ravanoğlu, 2025, s.317).
İslam Ülkelerinin enerjide ekonomik kalkınmayı gerçekleştirebilmeleri için; enerji kaynaklarını ihraç etmekle beraber, kendi aralarında stratejik bir kalkınma aracına dönüştürebilecek bir anlayışı benimsemek zorundadırlar. İslam ülkeleri enerji altyapılarını ABD başta olmak üzere küresel emperyalist ülkelere ve diğer dünya ülkelerine sunduklarından daha ekonomik, daha ucuz ve daha öncelikli olarak birbirlerine tahsis etmeleri gerekmektedir. Sanayileşmede önemli bir maliyet etkisi olan enerjinin İslam ülkeleri arasında uygun maliyetlerle kullanılması üretim maliyetlerini düşürecektir. Böylece elde edilen teknolojik ve endüstriyel ürünler de diğer İslam ülkelerine imtiyazlı olarak verilerek bölgesel kalkınmaya katkı sağlayabilecektir. Bu durum, “medeniyet coğrafyası” olarak ifade edilen geniş İslam dünyasında refahın yaygınlaşmasına ve ekonomik bütünleşmenin güçlenmesine doğrudan katkı sağlayacaktır.
ENERJI KORIDORLARI JEOEKONOMIK BIR UNSUR OLMAKLA BERABER KÜRESEL GÜÇ MÜCADELESININ MERKEZINE OTURMUŞTUR. GÜNÜMÜZDE ENERJI HATLARINI KONTROL EDEN DEVLETLERIN SADECE EKONOMIK DEĞIL, AYNI ZAMANDA SIYASI VE STRATEJIK ÜSTÜNLÜK ELDE ETTIĞI BIR GERÇEKTIR. ABD BAŞTA OLMAK ÜZERE KÜRESEL EMPERYALIST GÜÇLERIN BU COĞRAFYADA YOĞUN ŞEKILDE VARLIK GÖSTERMESININ TEMEL NEDENI DE BU JEOEKONOMIK GERÇEKLIKTIR. BU BAĞLAMDA TÜRKIYE, SAHIP OLDUĞU JEOSTRATEJIK KONUM ITIBARIYLA ENERJI KORIDORLARININ MERKEZINDE YER ALMAKTADIR. BU DURUM TÜRKIYE’YI BIR GEÇIŞ ÜLKESI DEĞIL, AYNI ZAMANDA DENGE KURUCU VE YÖN BELIRLEYICI BIR MERKEZ ÜLKE OLMA IMKÂNI SUNMAKTADIR.
Öte yandan, bölgesel terör, iç istikrarsızlık ve mevcut krizlerin çözümünde dış müdahalelere açık bir zemin oluşturmak yerine, İslam ülkelerinin kendi aralarında kuracakları kurumsal ve kalıcı mekanizmalarla bu sorunların çözülmesi sürdürülebilir barış ve huzur ortamına katkı sağlayacaktır. Bu doğrultuda oluşturulacak ortak komisyonlar ve iş birliği platformları, yalnızca güvenlik sorunlarını değil, aynı zamanda ekonomik ve enerji politikalarını da bütüncül bir şekilde yönetebilecek bir kapasitenin oluşmasını sağlayacaktır.
Sonuç olarak, enerji koridorları meselesi sadece bir taşımacılık veya ticaret konusu değil; küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir jeoekonomik mücadele alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. İslam dünyası bu mücadelede etkisiz bir konumda kalmaya devam ederse, sahip olduğu kaynaklara rağmen dışa bağımlılıktan kurtulamayacaktır. Ancak Türkiye’nin son yıllarda izlediği kazan kazan politikası ile ortak akıl, koordinasyon ve stratejik irade ile hareket etmeyi başarması halinde, enerji kaynakları İslam ülkeleri için yalnızca ekonomik bir değer olmaktan çıkacak, aynı zamanda siyasi bağımsızlık ve küresel üretim gücünün temel aracı haline gelebilecektir. Türkiye ise bu süreçte hem coğrafi konumu hem de artan kapasitesiyle bu dönüşümün merkezinde yer olabilecek en kritik aktörlerden biri olarak öne çıkabilecektir.
Kaynakça
Aydın, F. (2017). Türkiye ve seçilmiş İslam ülkelerinin makroekonomik göstergelerinin karşılaştırılması, Kastamonu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 19(4), 60-73
Babar, M. (2026). Yeni dünya düzeni ve enerji koridorları, Analiz, https://analizgazetesi.com.tr/yazarlar/yeni-dunya-duzeni-ve-enerji-koridorlari-/, Erişim Tarihi: 25.03.2026
Dünya.com, (2026). Orta Doğu’da enerji krizi büyüyor: İran saldırıları 5 ülkeyi vurdu, https://www.dunya.com/dunya/orta-doguda-enerji-krizi-buyuyor-iran-saldirilari-5-ulkeyi-vurdu-haberi-818936
Haber7com, (2018). Türkiye’nin rolü değişiyor! Sadece 5 gün kaldı, https://m.haber7.com/emlak/haber/2643080-turkiyenin-rolu-degisiyor-sadece-5-gun-kaldi#:~:text=Azerbaycan’%C4%B1n%20Hazar%20Denizi’nde%20%C3%BCretti%C4%9Fi%20do%C4%9Falgaz%C4%B1n%20T%C3%BCrkiye’ye%20ve,ama%C3%A7layan%20Trans%20Anadolu%20Do%C4%9Falgaz%20Boru%20Hatt%C4%B1%20Projesi(TANAP), Erişim Tarihi: 27.03.2026
Harunoğulları, M. (2026). Türkiye’nin enerji jeopolitiği, Tercuman, https://www.tercuman.com/analiz/turkiyenin-enerji-jeopolitigi-110#:~:text=Enerji%20jeopoliti%C4%9Fi;%20bir%20%C3%BClke%20veya,enerjinin%20pazarlara%20iletimi%20%C3%BCzerine%20yo%C4%9Funla%C5%9F%C4%B1r.
Hisarcıklıoğlu, R. (2013). “İslam ülkeleri olarak, potansiyelimizi değerlendirmiyoruz”, https://www.tobb.org.tr/Sayfalar/Detay.php?rid=19046&lst=MansetListesi#:~:text=%C4%B0slam%20%C4%B0%C5%9Fbirli%C4%9Fi%20Te%C5%9Fkilat%C4%B1%20%C3%BClkelerinin%20d%C3%BCnya%20co%C4%9Frafyas%C4%B1n%C4%B1n%20alt%C4%B1da,birini%20ve%20d%C3%BCnya%20petrol%20ve%20do%C4%9Fal%20kaynaklar%C4%B1n%C4%B1n, Erişim Tarihi: 25.03.2026
Hürriyet.com, (2025). https://www.hurriyet.com.tr/video/cumhurbaskani-erdogan-2-istanbul-dunya-islam-ekonomisi-zirvesinde-aciklamalarda-bulundu-42821738 , Erişim Tarihi: 29.03.2026
İEA, (2026). Petrol Piyasası Raporu- Mart 2026, Uluslararası Enerji Ajansı, https://www.iea.org/reports/oil-market-report-march-2026?utm_source=chatgpt.com, Erişim Tarihi: 29.03.2026
İndependet Türkçe, (2019). Erdoğan: Dünya petrol üretiminin yüzde 65’i İslam ülkelerinde, https://www.indyturk.com/node/101146/haber/erdo%C4%9Fan-d%C3%BCnya-petrol-%C3%BCretiminin-y%C3%BCzde-65%E2%80%99i-islam-%C3%BClkelerinde, Erişim tarihi: 27.03.2026
İzol, R. (2020). ABD-RUSYA-ÇİN ekseninde enerji güvenliğinin uluslararası sistemdeki artan önemi: ortadoğu petrolleri örneği, Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 4(1), 91-102
Kalkan, D. (2025). Enerji jeopolitiği kapsamında bir değerlendirme: Türk Boğazları, International Journal of Social, Political and Financial Researches, 5(2), 380-395
Kartal, G. ve Öztürk, S. (2020). Politik İstikrarsızlık, Enerji Güvenliği ve Ekonomik Büyüme İlişkisi: Orta Doğu Ülkeleri Üzerine Ampirik Bir İnceleme, Anemon Muş Alparslan Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 8, 65–78
Kuzemko, C. (2014). The Energy Security- Climate Nexus. Palgrave Macmillan
Mumay, N. (2026). Türkiye’nin Enerji Merkezi Olma Stratejisi, Türkiye Araştırmalar Vakfı, https://www.turkiyearastirmalari.org/2026/01/24/yayinlar/analiz/turkiyenin-enerji-merkezi-olma-stratejisi/#:~:text=T%C3%BCrkiye’nin%20Enerji%20Merkezi%20Olma%20Stratejisi, Erişim Tarihi:28.03.2026
Pektaş, İ. (2024). Zengin toprakların fakir köylüleri, https://www.ilhamipektas.com/zengin-topraklarin-fakir-koyluleri/ , Erişim Tarihi: 29.03.2026
Ravanoğlu GA. İslam işbirliği örgütünde politik istikrar, enerji tüketimi ve ekonomik büyüme ilişkisi. Journal of Islamic Research. 2025;36(2):308-18.
Telli, A. (2025). “Enerji Güvenliğinin Dış Politika Unsuru Olarak Yükselişi: AB’nin Enerji Güvenliği İkilemi”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İİBF Dergisi, 20(3), 1019 – 1043.
Turan, A.P., (2010), Hazar havzası’nda enerji diplomasisi, Bilge Strateji, Cilt 2, Sayı 2