Pakistan’ın Afganistan Operasyonu ve İran Savaşı

Pakistan’ın Afganistan Operasyonu ve İran Savaşı

PAKISTAN ILE AFGANISTAN ARASINDAKI GERILIMIN KÖKENLERI YALNIZCA GÜNCEL GÜVENLIK SORUNLARINA DEĞIL, AYNI ZAMANDA TARIHSEL VE JEOPOLITIK BIR MIRASA DAYANMAKTADIR. İNGILIZ SÖMÜRGE YÖNETIMI TARAFINDAN ÇIZILEN VE IKI ÜLKE ARASINDAKI SINIRI BELIRLEYEN “DURAND HATTI” GÜNÜMÜZE KADAR DEVAM EDEN ANLAŞMAZLIKLARIN TEMEL KAYNAKLARINDAN BIRI OLMUŞTUR.

27 Şubat’ta Pakistan, Afganistan’a yönelik askeri bir operasyon düzenleyerek Taliban hükümetini hedef aldı. Pakistan yönetimi, Taliban’ı Hindistan için vekalet savaşı yürütmek ve terör örgütlerine destek vererek bölgeye terör ihraç etmekle suçladı. Pakistan ile Afganistan arasında uzun yıllardır süren gerilim, sınır hattında yaşanan saldırılar ve karşılıklı suçlamalar bu askeri operasyona zemin hazırlamıştır.

Pakistan’ın Afganistan’daki Taliban hareketi ile ilişkisi ise oldukça karmaşık bir tarihsel arka plana sahiptir. 1990’lı yıllarda Afgan Talibanı’nın ortaya çıkışında ve güç kazanmasında Pakistan’ın önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Ancak zamanla bu ilişkinin sonuçları Pakistan açısından güvenlik sorunlarına dönüşmüştür. Nitekim 2021 yılında Taliban’ın Afganistan’da yeniden iktidara gelmesi sonrasında dönemin Pakistan Başbakanı İmran Han, Afganistan’da “köleliğin zincirlerinin kırıldığını” söyleyerek Taliban yönetimini destekleyen açıklamalarda bulunmuştu.

Bununla birlikte, Suriye’de savaşmış cihatçı unsurların da Orta Asya’ya dönmesi ve buradan Afganistan’a geçme ihtimali Pakistan açısından ciddi bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca Pakistan Talibanı’nın (Tehrik-i Taliban Pakistan) Afgan Talibanı’ndan ideolojik ve örgütsel olarak etkilenmesi, Pakistan’ın kendi iç güvenliği açısından önemli bir risk alanı yaratmıştır.

DURAND HATTI VE TARIHSEL SINIR SORUNU

Pakistan ile Afganistan arasındaki gerilimin kökenleri yalnızca güncel güvenlik sorunlarına değil, aynı zamanda tarihsel ve jeopolitik bir mirasa dayanmaktadır. İngiliz sömürge yönetimi tarafından çizilen ve iki ülke arasındaki sınırı belirleyen “Durand Hattı” günümüze kadar devam eden anlaşmazlıkların temel kaynaklarından biri olmuştur.

2021 yılında Taliban’ın Afganistan’da yeniden kontrolü ele geçirmesinden sonra bölgede faaliyet gösteren silahlı gruplar Pakistan’a yönelik saldırılarını artırmıştır. Bu gruplardan biri olan Beluç Kurtuluş Ordusu (BLA), Pakistan’ın Belucistan eyaletinde faaliyet göstermektedir. Belucistan, İran, Afganistan ve Pakistan sınırlarının kesiştiği geniş bir coğrafyada yer almakta ve jeostratejik açıdan kritik bir konuma sahiptir. Bağımsızlık talep eden BLA, son yıllarda Pakistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Bu saldırılar Pakistan’ın bölgedeki güvenlik politikalarını sertleştirmesine ve sınır ötesi operasyonlara yönelmesine neden olmuştur.

2025 yılında iki ülke arasında artan sınır çatışmaları, Türkiye ve Katar’ın arabuluculuğuyla sağlanan ateşkes sonucunda geçici olarak durdurulmuştur. Ancak bölgedeki yapısal sorunlar ortadan kalkmadığı için gerilim kısa sürede yeniden yükselmiştir.

PAKISTAN UZUN YILLARDIR ÇIN ILE YAKIN STRATEJIK ILIŞKILER YÜRÜTMEKTEDIR. BUNUNLA BIRLIKTE SON DÖNEMDE ABD ILE ILIŞKILERINI YENIDEN GELIŞTIRME YÖNÜNDE ADIMLAR ATMIŞTIR. ABD’NIN AFGANISTAN’DAN ÇEKILMIŞ OLMASI, WASHINGTON’UN BÖLGEDEKI STRATEJIK ÇIKARLARINDAN TAMAMEN VAZGEÇTIĞI ANLAMINA GELMEMEKTEDIR. AKSINE ABD, DEĞIŞEN GÜÇ DENGELERI DOĞRULTUSUNDA PAKISTAN ILE ILIŞKILERINI GÜÇLENDIRMEYE ÇALIŞMIŞ, AFGANISTAN ILE ILETIŞIM KANALLARINI TAMAMEN KOPARMAMIŞTIR.

İRAN SAVAŞI ÖNCESI ZAMANLAMA TARTIŞMASI

Pakistan’ın Afganistan’a yönelik askeri operasyonunun, İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısından yalnızca bir gün önce gerçekleşmesi, iki savaş arasında stratejik bir bağlantı olup olmadığı yönünde tartışmaları gündeme getirmiştir. İsrail ve ABD ile İran arasında başlayan savaş, Pakistan’ın içinde bulunduğu jeopolitik denklemi daha da karmaşık hale getirmiştir. İran’dan sonra en büyük Şii nüfusa sahip ülkelerden biri olan Pakistan ile İran arasında resmi bir savunma anlaşması bulunmamakla birlikte sınır güvenliği ve bölgesel istikrar konularında çeşitli işbirliği alanları mevcuttur.

Bununla birlikte Pakistan’ın 2025 yılında Suudi Arabistan ile imzaladığı savunma anlaşması, nükleer silahlara sahip olan Pakistan’ın olası bir İran savaşında dolaylı biçimde taraf haline gelme riskini artırmıştır. İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından Pakistan’daki Şii din adamları yas ilan etmiş ve protesto çağrısında bulunmuştur. Bu gelişme Pakistan yönetimine yönelik bir toplumsal mesaj olarak değerlendirilse de devlet politikası üzerinde belirleyici bir etki yaratmamıştır.

BÜYÜK GÜÇ REKABETI VE PAKISTAN’IN DIŞ POLITIKA DENGESI

Pakistan uzun yıllardır Çin ile yakın stratejik ilişkiler yürütmektedir. Bununla birlikte son dönemde ABD ile ilişkilerini yeniden geliştirme yönünde adımlar atmıştır. ABD’nin Afganistan’dan çekilmiş olması, Washington’un bölgedeki stratejik çıkarlarından tamamen vazgeçtiği anlamına gelmemektedir. Aksine ABD, değişen güç dengeleri doğrultusunda Pakistan ile ilişkilerini güçlendirmeye çalışmış, Afganistan ile iletişim kanallarını tamamen koparmamıştır.

Bu iki ülke ABD’nin ulusal güvenlik stratejisinde şu üç etmenden dolayı kritik bir konumda yer aldığı görülmektedir: Orta Asya’daki nadir toprak elementlerine erişim, Çin’in bölgesel etkisinin sınırlandırılması ve İran’ın stratejik olarak dengelenmesi.

Pakistan’ın Afganistan’a saldırısının arkasında ekonomik faktörler de bulunmaktadır. Taliban yönetiminin zaman içinde Pakistan üzerinden geçen ticaret yollarına bağımlılığını azaltma girişimleri ve ticari ilişkilerini Hindistan ile İran’a yönlendirmesi Pakistan üzerinde stratejik baskı oluşturmuştur.

ABD’nin 2021’de Afganistan’dan çekilmesinin ardından Afganistan’ın İran ile ilişkilerini geliştirmeye başlaması da dikkat çekici bir gelişme olmuştur. Geçmişte yaşanan gerilimlere rağmen güvenlik ve ekonomik çıkarların örtüşmesi iki ülke arasında işbirliği alanlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

BÖLGESEL İTTIFAKLAR VE JEOPOLITIK REKABET

Afganistan ile Pakistan arasındaki ilişkilerin bozulması, Afganistan’ın Hindistan ile yakınlaşmasına da zemin hazırlamıştır Bu durum Pakistan’ın Suudi Arabistan ile ilişkilerini güçlendirmesine yol açan faktörlerden birisi olmuştur.

Afganistan ile Çin arasındaki ilişkilerin de köklü bir geçmişi bulunmaktadır. Tarihsel olarak İpek yolu geçiş güzergahlarından biri üzerindeki Afganistan, Çin için hem ekonomik hem de güvenlik açısından önemli bir konuma sahiptir. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi sonrasında Çin-Afganistan ilişkileri ekonomik ve güvenlik temelli yeni bir boyut kazanmıştır. Ayrıca, Afganistan, İran üzerinden gelecek enerji kaynaklarını Çin’e daha düşük maliyetle ulaştırabilecek konumda olması nedeniyle stratejik açıdan değer kazanmaktadır.

Öte yandan Hindistan, İran’ın Sistan-Belucistan eyaletindeki Çabahar Limanı üzerinden Afganistan ve Orta Asya’ya ulaşım sağlayarak Pakistan’a alternatif bir ticaret hattı oluşturmuştur. Bu ticaret hattı Hindistan’ın hem Afganistan ile ekonomik ilişkilerini güçlendirmesine hem de bölgedeki nadir toprak elementlerine erişim sağlamasına olanak tanımaktadır.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin İsrail’i ziyareti sırasında Başbakan Binyamin Netenyahu, Hindistan ve bazı Asya ülkelerini kapsayan yeni bir stratejik ittifak kurulabileceğini ifade etmiştir. Netanyahu ayrıca bu ittifakın radikal Şii ve Sünni eksenleri olarak tanımlanan yapılarla karşı karşıya olduğunu dile getirmiştir. Bu açıklamanın Pakistan’ın Afganistan’a saldırdığı döneme denk gelmesi dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirilmiştir.

ABD FAKTÖRÜ VE PAKISTAN’IN STRATEJIK HESABI

19 Şubat’ta ABD’de yapılan Barış Kurulu toplantısında Donald Trump, Pakistan Genel Kurmay Başkanı Asim Munir’e övgü dolu ifadeler kullanmıştır. Yaklaşık bir hafta sonra da Pakistan’ın Afganistan’a saldırı düzenlemesi, Washington ile İslamabad arasındaki diplomatik temasların bölgesel güvenlik denklemine nasıl yansıdığına dair yeni tartışmalar doğurmuştur.

Trump saldırı sonrasında yaptığı açıklamada Pakistan ile iyi ilişkileri nedeniyle müdahale etmeyeceğini ve Pakistan’ın “çok iyi iş çıkardığını” ifade etmiştir. Trump’ın yeniden başkan seçildiği Ocak 2025’ten itibaren ABD-Pakistan ilişkilerinde yeniden bir yakınlaşma yaşanmıştır. Bu süreç ile birlikte, Pakistan’ın, Çin’e olan ekonomik bağımlılığını dengeleyebilecek yeni bir diplomatik fırsatlar yaratacağı düşünülmektedir.

İran Savaşı ve Taliban’ın Tutumu İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaş sırasında Afganistan’daki Taliban yönetimi İran’a destek açıklaması yapmıştır. Taliban yönetimi İran ile işbirliği yapmaya ve destek vermeye hazır olduklarını ifade etmiştir. Pakistan’ın ise Suudi Arabistan ile yaptığı savunma anlaşması doğrultusunda İran’a karşı yürütülebilecek bir savaşa katılıp katılmayacağı, belirsizliğini korumaktadır. Ancak Pakistan’ın Afganistan ve Hindistan ile gerilim yaşadığı bir dönemde, İran ile de doğrudan karşı karşıya gelmek istemeyeceği değerlendirilmektedir.

İRAN REJIMININ ANI VE KONTROLSÜZ BIR ŞEKILDE ÇÖKMESI OLASILIĞINDA ORTAYA ÇIKABILECEK KITLESEL GÖÇ DALGALARI, DEVLET DIŞI SILAHLI AKTÖRLERIN GÜÇLENMESI VE BÖLGESEL ISTIKRARSIZLIK IHTIMALI BÖLGE ÜLKELERINDE CIDDI GÜVENLIK KAYGILARINA YOL AÇMIŞTIR. BU NEDENLE PAKISTAN’IN AFGANISTAN OPERASYONUNUN YALNIZCA IKILI ILIŞKILER BAĞLAMINDA DEĞIL, İRAN KRIZI BAĞLAMINDA DA DEĞERLENDIRILMESI DAHA GERÇEKÇI BIR ANALIZ ÇERÇEVESI SUNMAKTADIR.

ULAŞIM KORIDORLARI VE JEOPOLITIK RISKLER

Pakistan ile Afganistan arasındaki çatışmanın bölgesel etkileri oldukça geniştir. Afganistan’ın coğrafi konumu dikkate alındığında ülke Güney Asya ile Orta Asya arasında stratejik bir geçiş noktasıdır. Bu bölgede yaşanacak istikrarsızlık Orta Asya devletlerinin Pakistan limanlarına ulaşmasını zorlaştırabileceği gibi Rusya ve Avrupa’ya uzanan ticaret hatlarını da olumsuz etkileyebilir. Dolayısıyla bölgede yaşanacak çatışmalar ulaşım, enerji ve ticaret koridorlarında ciddi riskler ve aksamalara yol açma potansiyeline sahiptir.

İRAN’I ÇEVRELEME TARTIŞMASI

İran’a yönelik saldırıdan hemen önce Pakistan’ın Afganistan’a askeri operasyon düzenlemesi, iki ülke arasındaki tarihsel sorunların bir yansıması olarak değerlendirilebileceği gibi aynı zamanda daha geniş bir stratejik bağlam içinde de ele alınabilir. Zamanlama ve bölgenin jeopolitik konumu dikkate alındığında, İran’ın hem doğudan hem de güneydoğudan çevrelenmesine yönelik olası bir stratejik denklem ihtimali tartışma konusu olmuştur.

İran rejiminin ani ve kontrolsüz bir şekilde çökmesi olasılığında ortaya çıkabilecek kitlesel göç dalgaları, devlet dışı silahlı aktörlerin güçlenmesi ve bölgesel istikrarsızlık ihtimali bölge ülkelerinde ciddi güvenlik kaygılarına yol açmıştır. Bu nedenle Pakistan’ın Afganistan operasyonunun yalnızca ikili ilişkiler bağlamında değil, İran krizi bağlamında da değerlendirilmesi daha gerçekçi bir analiz çerçevesi sunmaktadır.

SONUÇ

Pakistan ile Afganistan arasındaki çatışma, kökleri sömürgecilik dönemine uzanan tarihsel bir sorunun günümüzdeki yansımalarından biridir. Ancak 27 Şubat’ta gerçekleşen Pakistan operasyonunun, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırısından hemen önce meydana gelmesi bu gelişmenin yalnızca ikili bir güvenlik meselesi olarak görülmesini zorlaştırmaktadır.

Ortaya çıkan tablo, Güney Asya, Orta Asya ve Orta Doğu’nun giderek daha fazla birbirine bağlanan bir jeopolitik kriz alanına dönüştüğünü göstermektedir. İran’a yönelik askeri baskının arttığı bir dönemde Pakistan-Afganistan hattında yaşanan gerilim, bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillenmekte olduğuna işaret etmektedir.

Pakistan-Afganistan çatışması ile İsrail- ABD-İran savaşı farklı cephelerde yaşansa da her iki kriz de enerji hatları, ticaret koridorları ve stratejik ittifaklar üzerinden birbirini etkileyen bir güvenlik zinciri oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle bölgedeki gelişmeler yalnızca yerel çatışmalar olarak değil, küresel güç rekabetinin Orta ve Güney Asya’ya yansıyan yeni jeopolitik kırılma alanları olarak değerlendirilmelidir.