Deniz güvenliği ile enerji güvenliği arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Küresel ticaretin ve enerji arzının büyük bölümü deniz yolları üzerinden gerçekleştiği için, bu hatların güvenliği uluslararası sistem açısından hayati önem taşımaktadır. Bu bağlamda boğazlar, yalnızca coğrafi geçitler değil, aynı zamanda küresel ekonominin işleyişini belirleyen stratejik düğüm noktalarıdır. Her kriz döneminde bu geçiş hatlarının önemi yeniden ortaya çıkmakta ve dolayısıyla boğazlar üzerinde kontrol sahibi olan devletler, küresel güç dengelerinde belirleyici bir konum elde etmektedir.
Bu stratejik gerçeklik, devletleri deniz yollarını açık tutacak ve güvenliğini sağlayacak güçlü donanmalar oluşturmaya yöneltmiştir. Nitekim son dönemde İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırıları sonrasında, önce Hürmüz Boğazı ardından da Kızıldeniz’deki Babülmendep Boğazı küresel gündemin merkezine yerleşmiştir.
Table of contents [Show]
Hürmüz Boğazı
Basra Körfezi ile Umman Denizi arasındaki Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biridir. Petrolün yanı sıra kondensat, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), rafine petrol ürünleri ve bazı mineraller de bu boğazdan taşınmaktadır. Bununla birlikte tarım, demir-çelik, otomotiv ve gıda gibi sektörlerin tedarik süreçleri açısından da hayati bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, boğazda meydana olabilecek herhangi bir aksama yalnızca enerji piyasalarını değil, küresel ticaretin genel işleyişini de doğrudan etkilemektedir.
Nitekim geçmişte İran ile ABD arasında yaşanan her gerilimde boğazın kapatılma ihtimali gündeme gelmiş, böyle bir senaryonun petrol fiyatlarında ciddi artışlara yol açacağı sıkça dile getirilmiştir. Son gelişmeler ise bu ihtimalin yalnızca bir varsayım olmadığını ve boğazdaki aksaklıkların küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yarattığını göstermiştir.
Basra Körfezi, dünya enerji trafiğinin en kritik geçiş noktalarından biridir. Küresel petrol ticaretinin yaklaşık % 20-25’i, sıvılaştırılmış doğal gazın ise yaklaşık % 20’si Hürmüz Boğazı üzerinden taşınmaktadır. İran, Irak, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) enerji ihracatının bu boğaza bağlı olması, söz konusu coğrafyanın stratejik önemini daha da artırmaktadır. Dolayısıyla Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı birlikte düşünüldüğünde, küresel enerji güvenliğinin merkezinde yer alan bir jeopolitik alan ortaya çıkmaktadır.
Bununla birlikte, boğaz üzerindeki etki kapasitesi açısından İran’ın, BAE ve Umman’dan daha da belirleyici bir konumda olduğu görülmektedir. Şöyle ki, İran tarafı kıyı gemi geçişine daha elverişli konumda bulunmaktadır. İran’ın sığ sularda gidebilen denizaltılarının çoğu ve asimetrik operasyonlar için tasarlanmış yüksek hızlı küçük botlar boğazda caydırıcılığı artıran unsurlar arasında yer almaktadır.
BASRA KÖRFEZI, DÜNYA ENERJI TRAFIĞININ EN KRITIK GEÇIŞ NOKTALARINDAN BIRIDIR. KÜRESEL PETROL TICARETININ YAKLAŞIK % 20-25’I, SIVILAŞTIRILMIŞ DOĞAL GAZIN ISE YAKLAŞIK % 20’SI HÜRMÜZ BOĞAZI ÜZERINDEN TAŞINMAKTADIR. İRAN, IRAK, KUVEYT, BAHREYN, KATAR, SUUDI ARABISTAN VE BIRLEŞIK ARAP EMIRLIKLERI’NIN (BAE) ENERJI IHRACATININ BU BOĞAZA BAĞLI OLMASI, SÖZ KONUSU COĞRAFYANIN STRATEJIK ÖNEMINI DAHA DA ARTIRMAKTADIR. DOLAYISIYLA BASRA KÖRFEZI VE HÜRMÜZ BOĞAZI BIRLIKTE DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE, KÜRESEL ENERJI GÜVENLIĞININ MERKEZINDE YER ALAN BIR JEOPOLITIK ALAN ORTAYA ÇIKMAKTADIR.
İran’ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması yalnızca küresel piyasaları değil, İran’ın kendi ekonomik işleyişini de doğrudan etkileyecek bir nitelik taşımaktadır. Ancak krizin bölgesel ölçekte genişlemesi ve Babülmendep Boğazı’nın kapanma ihtimali küresel enerji ve ticaret sisteminde çok daha derin ve zincirleme etkiler yaratabilecek bir senaryoyu da beraberinde getirecektir.
Babülmendep Boğazı
“Gözyaşı Kapısı” anlamına gelen Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ni birbirine bağlayarak Akdeniz’den Hint Okyanusu’na uzanan ticaret hattının kilit noktalarından birini oluşturmaktadır. Bu özelliğiyle, Avrupa, Asya ve Afrika arasındaki deniz ticaretinin sürekliliği açısından vazgeçilmezdir. Normal koşullarda küresel petrol ticaretinin yaklaşık % 10–12’si bu boğazdan geçerken, güvenlik krizleri sırasında bu oran düşebilmektedir.
Babülmendep’in stratejik önemi yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda tarihsel ve jeopolitiktir. Güney Yemen’in 1839’da İngiltere tarafından işgal edilmesi ve uzun süre kontrol altında tutulması, bu bölgenin küresel güçler açısından öneminin tarihsel bir göstergesidir. Günümüzde ise Yemen’deki istikrarsızlık, boğazın güvenliğini doğrudan etkileyen temel faktörlerden biri haline gelmiştir.
Özellikle Husilerin başkent Sana’yı kontrol altına alması ve Aden’e doğru ilerlemesi, Suudi Arabistan tarafından ciddi bir ulusal güvenlik tehdidi olarak algılanmıştır. İran tarafından desteklenen Husiler, yalnızca Yemen iç siyasetinde değil, Kızıldeniz güvenliğinde de belirleyici bir aktör haline gelmiştir. Bu durum, Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkelerini yeni ittifak arayışlarına yöneltmiştir.
Bununla birlikte Babülmendep Boğazı, İsrail açısından da hayati öneme sahiptir. Özellikle alternatif ticaret hatlarının sınırlı olduğu durumlarda, İsrail’in bu boğaza bağımlılığının artacağı öngörülmektedir. ABD başta olmak üzere bazı aktörlerin, İsrail’i Kızıldeniz ve Körfez güvenlik mimarisine entegre etme, Babülmendep üzerindeki kontrolü artırma ve bölgesel güvenlik sistemini yeniden şekillendirme yönünde stratejiler izlediği görülmektedir. Bu durum, Yemen’i yalnızca bir iç savaş sahası olmaktan çıkararak küresel rekabetin önemli bir cephesi haline getirmiştir. Dolayısıyla boğazın kontrolü, yalnızca bölgesel değil, küresel güç rekabetinin de bir parçası haline gelmiştir.
Güncel Gelişmeler ve Olası Senaryolar
Kızıldeniz’deki rekabetin özellikle limanlar ve stratejik-lojistik geçiş hatları üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu bağlamda Kızıldeniz, tankerler ve dökme yük gemileri aracılığıyla taşınan petrol, doğal gaz ve gıda maddeleri açısından küresel ticaretin kritik bir parçasını oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu bölgedeki güvenlik dinamikleri, yalnızca bölgesel değil küresel ekonomik dengeler üzerinde de doğrudan etkiler yaratmaktadır.
İran’a yönelik saldırılar, Yemen’deki Husileri de doğrudan çatışma denklemine dahil etmiştir. Bu süreçte Husilerin en dikkat çekici hamlesi, Babülmendep Boğazı’nı kapatma yönündeki tehditleri olmuştur. Kızıldeniz kıyısında stratejik noktaları kontrol eden Husiler, bölgenin engebeli coğrafi yapısından faydalanarak silahlarını kamufle edebilmekte ve bu sayede asimetrik bir avantaj elde etmektedir.
BABÜLMENDEP BOĞAZI’NIN KAPANMA IHTIMALI, YALNIZCA BÖLGESEL DEĞIL KÜRESEL ÖLÇEKTE SONUÇLAR DOĞURABILECEK NITELIKTEDIR. NITEKIM NAKLIYE ŞIRKETLERININ ALTERNATIF ROTA OLARAK ÜMIT BURNU’NU DEĞERLENDIRMEYE BAŞLADIĞI GÖRÜLMEKTEDIR. ANCAK BU GÜZERGÂH, DAHA UZUN VE MALIYETLI OLMASININ YANI SIRA, KÜRESEL TICARET ÜZERINDE EK YÜKLER OLUŞTURMAKTADIR. BU ROTA DEĞIŞIMI, ARTAN SIGORTA PRIMLERIYLE BIRLIKTE ÖNEMLI EKONOMIK KAYIPLARA YOL AÇARKEN, SÜVEYŞ KANALI GELIRLERINDE DE MILYARLARCA DOLARLIK DÜŞÜŞE NEDEN OLMAKTADIR. MEVCUT KRIZIN DEVAM ETMESI HALINDE BU KAYIPLARIN DAHA DA ARTACAĞI ÖNGÖRÜLMEKTEDIR.
Bu gelişmelere paralel olarak, İranlı bir yetkilinin, İran’a yönelik olası bir kara harekâtı ya da adaların işgali durumunda Hürmüz Boğazı’na ek olarak yeni bir “boğaz krizi” yaratılabileceğine dair açıklaması dikkat çekicidir. Bununla birlikte Husilerin, boğazı yalnızca İran’a saldıran ülkelere karşı kapatacaklarını ifade etmeleri, gerilimi kontrol etme çabası olarak değerlendirilebilir.
Öte yandan Kızıldeniz, Suudi Arabistan petrolünü Asya pazarlarına ulaştırmada önemli bir alternatif güzergâh işlevi görmektedir. Nitekim İran-Irak Savaşı sırasında Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıklar karşısında bu hattın küresel ekonomiyi kısmen rahatlattığı görülmüştür. Bu durum, alternatif deniz yollarının kriz dönemlerinde ne denli kritik hale geldiğini ortaya koymaktadır.
Babülmendep Boğazı’nın kapanma ihtimali, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Nitekim nakliye şirketlerinin alternatif rota olarak Ümit Burnu’nu değerlendirmeye başladığı görülmektedir. Ancak bu güzergâh, daha uzun ve maliyetli olmasının yanı sıra, küresel ticaret üzerinde ek yükler oluşturmaktadır. Bu rota değişimi, artan sigorta primleriyle birlikte önemli ekonomik kayıplara yol açarken, Süveyş Kanalı gelirlerinde de milyarlarca dolarlık düşüşe neden olmaktadır. Mevcut krizin devam etmesi halinde bu kayıpların daha da artacağı öngörülmektedir.
Bunun yanı sıra, Babülmendep Boğazı’nın kapanması yalnızca enerji piyasalarını değil, gıda ve hammadde taşımacılığını da olumsuz etkileyerek yeni krizleri tetikleyebilir. Böyle bir senaryoda petrol fiyatlarının % 40’a kadar artabileceği değerlendirilmektedir. Ayrıca bu durum, küresel aktörlerin stratejik geçiş noktalarındaki krizleri yönetme kapasitesinin de bir göstergesi olacaktır. Nitekim 2023–2024 yılları arasında İsrail’in Gazze’de yürüttüğü operasyonlar bağlamında ticari gemilerin hedef alınması, deniz ticaretinin ne ölçüde kırılgan olduğunu ortaya koymuştur.
Boğazın kapanmasının ekonomik etkilerinin yanı sıra siyasi ve güvenlik boyutu da son derece önemlidir. Böyle bir gelişme, çatışmaların Afrika Boynuzu’na yayılma riskini beraberinde getirecektir. Kızıldeniz’e kıyısı bulunan ve hâlihazırda ekonomik kırılganlık yaşayan Cibuti, Eritre ve Somali gibi ülkeler, bu süreçten daha kötü etkilenecektir.
Benzer şekilde, savaşın Kızıldeniz’e sıçraması durumunda küresel ticaretin yaklaşık % 12’sinin geçtiği Süveyş Kanalı ve dolayısıyla Mısır ekonomisi de ciddi zarar görecektir. Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılmasıyla paralellik gösteren bu olasılıkta, Basra Körfezi’nden Avrupa’ya taşınan malların sevkiyatında önemli aksamalar yaşanması kaçınılmazdır.
Bu gelişmeler doğrultusunda, Avrupa Birliği 2024 yılından itibaren deniz ticaretinin güvenliğini sağlamak amacıyla “Aspides Operasyonunu” başlatmıştır. Bu operasyon kapsamında Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı hattında ticari gemilerin korunmasına yönelik askeri faaliyetler yürütülmektedir.
Bununla birlikte, Husilerin Babülmendep Boğazı’nı kapatma yönünde atacağı adımların kendileri açısından da ciddi riskler barındırdığı unutulmamalıdır. Husiler, her ne kadar İran ile ilişkili olsa da tamamen onun yönlendirmesiyle hareket etmemekte, kendi stratejik çıkarlarını da gözetmektedir. Bu bağlamda, bölgesel bir savaşın parçası haline gelmeleri halinde ABD ve İsrail’in doğrudan askeri müdahalesine maruz kalma riski taşımaktadırlar. Ayrıca 2022 yılında Suudi Arabistan ile Husiler arasında sağlanan ateşkesin kırılgan yapısı da dikkate alındığında, Husilerin Suudi çıkarlarına zarar verecek bir adım atıp atmayacağı konusu belirsizliğini korumaktadır.
Sonuç
Günümüzde deniz yolları ve stratejik boğazlar, büyük güç rekabetinin en önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu geçiş hatlarında yaşanan güvenlik krizleri, yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurmaktadır. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması sadece bölgeyi değil, dünya genelindeki enerji güvenliğini ve jeopolitik dengeleri sarsmıştır. Petrol ve doğal gaz fiyatları sadece enerji piyasasını etkilememiş, bu ürünlerdeki fiyat artışlarının enflasyonu tetiklemesiyle tüketicilerin alım gücünü de düşürmüştür. Babülmendep’in kapanması durumunda bu denge daha da sarsılacaktır. İran ise anlaşmaya varılana kadar boğazları baskı unsuru olarak kullanmaya devam edecek gibi görünmektedir.
Sonuç olarak, devletler hem enerji güvenliğini sağlamak hem de ticaret akışını kesintisiz sürdürebilmek amacıyla alternatif güzergâhlar geliştirme, stratejik rezervlerini artırma ve yeni ittifaklar kurma yönünde politikalar izlemektedir. Bu bağlamda Hürmüz ve Babülmendep Boğazları etrafında şekillenen gelişmeler, yalnızca günümüzün değil, geleceğin küresel düzenini belirleyecek temel jeopolitik dinamiklerden biri olmaya devam edecektir.