Table of contents [Show]
- 1. İKILI FIRSAT MI, İKILI TUZAK MI?
- 2. AÇILAN STRATEJIK BOŞLUKLAR VE İKI EKSENDEKI FIRSATLAR
- 3. STRATEJIK KÜLTÜR VE TARIHSEL TERCIH ÖRÜNTÜSÜ
- 4. TEMEL ARGÜMAN: AVRUPA EKSENININ YAPISAL ÜSTÜNLÜĞÜ
- 5. ORTA DOĞU’DA İHTIYATLI DENGE: MINIMUM MALIYET, MAKSIMUM GÜVENLIK
- 6. KARADENIZ GÜVENLIĞI: İKI EKSENIN KESIŞIM NOKTASI
- SONUÇ: SEÇICI DERINLEŞME STRATEJISI
- KAYNAKÇA
1. İKILI FIRSAT MI, İKILI TUZAK MI?
2026 yılının başında Türkiye, jeopolitik tarihin nadiren sunduğu türden eş zamanlı bir çift-yönlü fırsatla karşı karşıyadır. Bir yanda, Trump yönetiminin ‘Amerika Önce’ doktrinini yeniden kurumsallaştırmasıyla birlikte Suriye, Irak ve Körfez ekseninde derin bir güvenlik boşluğu açılmaktadır. Öte yanda, Avrupa’nın ABD’nin güvenlik şemsiyesinden bağımsızlaşma arayışı, Türkiye gibi hem askeri kapasitesi hem de coğrafi konumuyla ‘stratejik menteşe’ işlevi görebilecek ülkeleri yeniden değerli kılmaktadır.
Uluslararası ilişkiler yazınında ‘stratejik özerklik’ olarak kavramsallaştırılan bu tür pozisyonlar, esneklik ve pazarlık gücü sağladığı kadar kaynak bölünmesi riski de taşımaktadır. Layne (1993) ve Schweller (1998), orta ölçekli devletlerin çok eksenli denge arayışının uzun vadede ‘ittifak açığına’ evrilebileceğini sistematik biçimde ortaya koymuştur. Bu yazı, Türkiye’nin önündeki iki ekseni —Orta Doğu ve Avrupa— karşılaştırmalı biçimde analiz etmekte ve Türkiye’nin tarihsel tercihleri ile mevcut kapasitesi ışığında optimal eksen argümanını geliştirmektedir.
2. AÇILAN STRATEJIK BOŞLUKLAR VE İKI EKSENDEKI FIRSATLAR
2.1 Trump Dönemi ABD Dış Politikası ve Yönetilen Geri Çekilme Washington’ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, askeri ve ekonomik kaynakların Batı Yarımküre ile Hint-Pasifik’te yoğunlaştırılması yönünde açık bir tercih ortaya koymaktadır. Stratejik analistler bu eğilimi ‘yönetilen geri çekilme’ olarak tanımlamaktadır: ABD, birincil güvenlik sorumluluğunu bölgesel müttefiklere devretmektedir. Orta Doğu’da Suriye’deki rejim çöküşüyle açılan vakum Türkiye’yi ‘istikrar sağlayıcı’ olarak öne çıkarırken, Avrupa’da Trump’ın ‘yük paylaşımı’ baskısı kıtayı savunma özerkliği arayışına itmekte ve NATO’nun güney-doğu kanadını tutan Türkiye’nin stratejik değerini artırmaktadır.
2.2 Orta Doğu Ekseni: Fırsatlar ve Yapısal Maliyetler Orta Doğu ekseninin sunduğu fırsatlar kısa vadeli ve somuttur. Suriye’deki askeri varlık, PKK bağlantılı yapıların kalıcılaşmasını önleme açısından doğrudan bir güvenlik getirisi sağlamakta; 3,5 milyonu aşkın Suriyeli için geri dönüş koridorları oluşturma imkânı hem iç siyasi baskıyı hafifletmekte hem de AB ile göç müzakerelerinde Ankara’nın elini güçlendirmektedir. Irak cephesindeki ‘Kalkınma Yolu’ projesi ise Körfez sermayesiyle ilişkiyi derinleştirme potansiyeli taşımaktadır. Yapısal maliyetler ise kalıcı ve kümülatiftir. 120 milyar dolarlık deprem yeniden inşa yükü ve yüksek enflasyonla baş eden ekonomisi, Türkiye’ye ‘maceracı’ hamleler için sınırlı bir mali marja bırakmaktadır. Daha kritik olan ‘sonsuz sorumluluk tuzağı’dır. Suriye’deki geçiş yönetimi, radikal grupların denetimi ve yeniden inşa finansmanı, birbirine bağlı asimetrik yükler zinciri oluşturmaktadır. SWP Berlin’in 2025 tarihli raporu, bu angajmanı stratejik bir seçimden ziyade ‘yapısal bir zorunluluk’ olarak tanımlamaktadır. İsrail-Türkiye gerginliğinin hava harekât dinamiklerine yansımaları ise Batılı müttefiklerle ilişkileri zorlamaya devam etmektedir.
2.3 Avrupa Ekseni: Fırsatlar ve Normatif Kısıtlar Avrupa ekseni, kısa vadeli getirisi daha düşük görünse de yapısal getirisi bakımından daha köklü bir potansiyel taşımaktadır. AB’nin ‘Readiness 2030’ çerçevesi ve 150 milyar avroluk SAFE savunma programı kapsamında Türk savunma sanayi için somut pazar fırsatları açılmaktadır. Ekonomik entegrasyon boyutunda tablo çarpıcıdır: Türkiye-AB ticaret hacminin 215 milyar avro düzeyine ulaşması, ihracatın yüzde 41’inin ve doğrudan yabancı yatırım stoğunun yüzde 60’ının AB kaynaklı olması, iki taraf arasındaki ‘vazgeçilemez karşılıklı bağımlılığı’ somutlaştırmaktadır. Jeopolitik olarak ise Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisindeki ‘stratejik menteşe’ rolü, Ukrayna sonrası güvenlik tartışmalarında ve Karadeniz güvenliğinde kurumsal bir karşılık bulmaktadır.
Temel kısıt yapısal bir çelişkiden kaynaklanmaktadır: Gümrük Birliği modernizasyonu, vize serbestisi ve savunma fonlarına erişim gibi kritik başlıklar, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı reformlarına koşullanmaktadır. Doğu Akdeniz’deki enerji hakları ve Kıbrıs meselesi de uyumun önündeki yapısal engellerden biri olmaya devam etmektedir.
3. STRATEJIK KÜLTÜR VE TARIHSEL TERCIH ÖRÜNTÜSÜ
Colin Gray’in tanımıyla stratejik kültür, ‘kuşaktan kuşağa aktarılan idealler, yaklaşımlar ve zihin alışkanlıklarıyla, kendine has tarihî tecrübe ve coğrafyanın dayattığı güvenlik endişeleriyle yoğrulmuş davranış biçimlerini’ kapsar. Bu çerçeveden Türkiye’nin güvenlik tarihine bakıldığında, Batı kurumsal çerçevesine ağırlık verme eğiliminin tutarlı bir yapısal tercih olduğu görülmektedir. Malik Mufti, bu kültürü ‘cesaret’ ve ‘temkin’ paradigmalarının bileşimi olarak tanımlar. Karaosmanoğlu, 1699 Karlofça’dan itibaren baskın olan eğilimi ‘savunmacı (tedafüi) karakter’ olarak kavramsallaştırır. Altunışık ise Türkiye’nin güvenlik kültürünü dört norm üzerinden açıklar: statükoculuk, realpolitik, çatışmalara müdahil olmama ve imparatorluktan ulus devlete dönüşümün travmatik deneyimi. Baskın Oran’ın çerçevesinde ise ‘statükoculuk’ ve ‘Batıcılık’ —yalnızca kültürel aidiyet değil, muhtemel tehditlere karşı bir ‘koruma şemsiyesi’ olarak— Türk dış politikasının yapısal kodlarını oluşturur.
Bu kültürün tarihsel yansımalarına bakıldığında örüntü sabittir: Cumhuriyetin ilk yıllarında çok taraflı bölgesel antlaşmalar ve Milletler Cemiyeti üyeliği, Soğuk Savaş döneminde NATO çatısı altında Batı bloğuna entegrasyon, Soğuk Savaş sonrasında Balkanlarda ve Kafkaslarda kurumsal işbirlikleri. Buna karşın Orta Doğu, Altunışık’ın vurguladığı ‘çatışmalara müdahil olmama’ normu gereği tarihsel olarak görece mesafeli bir ilgi alanı olmaya devam etmiştir. 2000’li yıllarda ‘stratejik derinlik’ çerçevesinde bölgeye yapılan ağırlıklı yatırım ise bu kültürel çizgiden sapmanın maliyetlerini Mısır, Suriye, İsrail ve Körfez krizleriyle somutlaştırmıştır. Katzenstein’ın (1996) kurumsal çıpa teorisi bu örüntüyü teorik olarak da desteklemektedir: 1952 NATO üyeliği, 1963 Ankara Anlaşması ve 1996 Gümrük Birliği, Türkiye’nin Batı kurumsal çerçevesine olan yapısal yakınlığının birbirini izleyen kurumsal dışa vurumlarıdır.
TRUMP YÖNETIMININ YENIDEN BIÇIMLENDIRDIĞI ABD DIŞ POLITIKASININ YARATTIĞI STRATEJIK BOŞLUKLAR, TÜRKIYE'YE HER IKI COĞRAFYADA DA GENIŞLEMIŞ BIR HAREKET ALANI SUNMAKTADIR. ANCAK BU IKI EKSENIN EŞ ZAMANLI VE EŞIT AĞIRLIKLA YÖNETILMESININ YARATTIĞI KAYNAK MALIYETI VE TUTARSIZLIK RISKI, ANKARA'YI ÖNCELIK BELIRLEME ZORUNLULUĞUYLA YÜZ YÜZE BIRAKMAKTADIR. TÜRKIYE'NIN YÜZYILLIK STRATEJIK KÜLTÜRÜ, KURUMSAL ALTYAPISI VE EKONOMIK ÇIKARLARI BÜTÜNLÜKLÜ DEĞERLENDIRILDIĞINDE, ORTA VE UZUN VADELI OPTIMAL TERCIH AVRUPA EKSENINE AĞIRLIK VERMEK, ORTA DOĞU'DA ISE MINIMUM MALIYETLE MAKSIMUM GÜVENLIK ÇIKTISI HEDEFLEYEN IHTIYATLI BIR DENGE POLITIKASI SÜRDÜRMEKTIR.
4. TEMEL ARGÜMAN: AVRUPA EKSENININ YAPISAL ÜSTÜNLÜĞÜ
Her iki eksende eşit ağırlıkla hareket etmeye çalışan Türkiye hem kaynak tüketimi hem de stratejik tutarsızlık TRUMP YÖNETIMININ YENIDEN BIÇIMLENDIRDIĞI ABD DIŞ POLITIKASININ YARATTIĞI STRATEJIK BOŞLUKLAR, TÜRKIYE'YE HER IKI COĞRAFYADA DA GENIŞLEMIŞ BIR HAREKET ALANI SUNMAKTADIR. ANCAK BU IKI EKSENIN EŞ ZAMANLI VE EŞIT AĞIRLIKLA YÖNETILMESININ YARATTIĞI KAYNAK MALIYETI VE TUTARSIZLIK RISKI, ANKARA'YI ÖNCELIK BELIRLEME ZORUNLULUĞUYLA YÜZ YÜZE BIRAKMAKTADIR. TÜRKIYE'NIN YÜZYILLIK STRATEJIK KÜLTÜRÜ, KURUMSAL ALTYAPISI VE EKONOMIK ÇIKARLARI BÜTÜNLÜKLÜ DEĞERLENDIRILDIĞINDE, ORTA VE UZUN VADELI OPTIMAL TERCIH AVRUPA EKSENINE AĞIRLIK VERMEK, ORTA DOĞU'DA ISE MINIMUM MALIYETLE MAKSIMUM GÜVENLIK ÇIKTISI HEDEFLEYEN IHTIYATLI BIR DENGE POLITIKASI SÜRDÜRMEKTIR. açısından ciddi risklerle karşılaşacaktır.
Avrupa eksenini öncelemenin üç yapısal gerekçesi bulunmaktadır. Birincisi, ekonomik sürdürülebilirliktir: 120 milyar dolarlık deprem yeniden inşa yükü ve yüksek enflasyon koşullarında Orta Doğu’daki askeri angajmanın genişlemesi için mali marj yoktur; oysa Gümrük Birliği modernizasyonu ve vize serbestisi, risk primini yapısal olarak düşürme ve yüksek teknolojili yatırım çekme potansiyeli taşımaktadır. İkincisi, kurumsal güvenilirlik sorunudur: S-400 krizi ve F-35 programından çıkarılma, çok sayıda eksende aynı anda hareket etmenin ittifak güvenilirliğini nasıl aşındırdığını somut biçimde göstermiş; Avrupa eksenine ağırlık veren bir strateji NATO çerçevesinde daha tutarlı bir profil ve Batılı finans kuruluşları nezdinde daha sağlam bir kredibilite sağlayacaktır. Üçüncüsü, uzun vadeli çıkarların uyumudur: AB sürecinin gerektirdiği kurumsal reformlar —hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı— salt bir dış politika tavizi değil, Türkiye’nin iç yönetişim kalitesini besleyen ve uzun vadede jeopolitik risk primini düşüren yapısal kazanımlara dönüşme kapasitesi taşıyan bir modernleşme programıdır.
AVRUPA EKSENINE AĞIRLIK VERME ARGÜMANI, ORTA DOĞU’DAN ÇEKILMEYI ÖNERMEMEKTEDIR. AKSINE POLITIKANIN ‘SAVUNMACI GERÇEKÇILIK’ ÇERÇEVESINDE YENIDEN TASARLANMASI GEREKMEKTEDIR. ÜÇ OPERASYONEL ILKE BELIRLEYICI OLABILIR: PKK BAĞLANTILI TEHDITLERI ÖNLEME VE TERÖRLE KAYNAĞINDA MÜCADELE BIRINCIL HEDEF OLMAYA DEVAM ETMELI, ANCAK ASKERI VARLIK BELIRLI BIR GÜVENLIK PARAMETRESIYLE SINIRLI TUTULMALIDIR. SURIYE GEÇIŞ SÜRECINE KATKI, UZUN VADELI ANGAJMAN YÜKÜMLÜLÜKLERINDEN KAÇINILARAK ‘KOLAYLAŞTIRICI AKTÖR’ ROLÜ ÇERÇEVESINDE SÜRDÜRÜLMELIDIR. IRAK VE KÖRFEZ ÜLKELERIYLE ILIŞKI ISE ÖNCELIKLE EKONOMIK VE TICARI ZEMINLE ÖRÜLMELI; GÜVENLIK BOYUTU BU ZEMINE INŞA EDILMELIDIR.
5. ORTA DOĞU’DA İHTIYATLI DENGE: MINIMUM MALIYET, MAKSIMUM GÜVENLIK
Avrupa eksenine ağırlık verme argümanı, Orta Doğu’dan çekilmeyi önermemektedir. Aksine politikanın ‘savunmacı gerçekçilik’ çerçevesinde yeniden tasarlanması gerekmektedir. Üç operasyonel ilke belirleyici olabilir: PKK bağlantılı tehditleri önleme ve terörle kaynağında mücadele birincil hedef olmaya devam etmeli, ancak askeri varlık belirli bir güvenlik parametresiyle sınırlı tutulmalıdır. Suriye geçiş sürecine katkı, uzun vadeli angajman yükümlülüklerinden kaçınılarak ‘kolaylaştırıcı aktör’ rolü çerçevesinde sürdürülmelidir. Irak ve Körfez ülkeleriyle ilişki ise öncelikle ekonomik ve ticari zeminle örülmeli; güvenlik bo-yutu bu zemine inşa edilmelidir. SWP Berlin’in 2025 değerlendirmesi, Türkiye’nin Orta Doğu rolünün ancak ‘müttefiklerin ortak çıkarlarla destekleyebildiği bir istikrar sağlayıcılık’ olarak konumlandırıldığı ölçüde meşruiyet kazanacağını belirtmektedir.
6. KARADENIZ GÜVENLIĞI: İKI EKSENIN KESIŞIM NOKTASI
Karadeniz, Orta Doğu ve Avrupa eksenlerinin yapısal olarak kesiştiği nadir alanlardan birini temsil etmektedir. Türkiye, Montrö Sözleşmesi çerçevesinde boğazlar üzerindeki denetim yetkisini sürdürerek Rusya’yı dengelemekte, aynı zamanda Ukrayna’ya insansız hava araçları ve mühimmat desteği sağlamaktadır. Romanya ve Bulgaristan ile NATO çerçevesinde kurulan mini güvenlik ortaklıkları, Türkiye’nin Avrupa güvenlik eksenindeki katkısını somutlaştırırken Karadeniz’deki stratejik derinliğini de korumaktadır.
SONUÇ: SEÇICI DERINLEŞME STRATEJISI
Türkiye’nin 2026 konjonktüründeki jeopolitik konumu hem fırsat hem kırılganlık barındırmaktadır. Trump’ın ‘yönetilen geri çekilme’ politikası Orta Doğu’da gerçek bir boşluk yaratırken, bu boşluğu doldurmak Türkiye için eşit ölçüde gerçek bir mali ve güvenlik yükü anlamına gelmektedir. Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı ise Türkiye’ye tarihsel bir kapı aralamakta; ancak bu kapıdan geçmek normatif uyumu ciddiye almayı zorunlu kılmaktadır. Her iki eksende eşit ağırlıkla oynayan bir Türkiye ikisini de tam anlamıyla kazanamayacaktır. Kurumsal çapa teorisi, kazanç-maliyet analizi ve Türkiye’nin stratejik kültürünün tarihsel örüntüsü bir arada değerlendirildiğinde Avrupa eksenine ağırlık verilmesi yapısal açıdan tutarlı bir tercih olarak öne çıkmaktadır.
Orta Doğu’da ‘yeterli güvenlik’ —sınır güvenliği, PKK tehdidinin kontrolü, ekonomik çıkarların korunması— pragmatik ve sınırlı hedefler çerçevesinde sürdürülmeli; Avrupa’da ise ekonomik entegrasyon, savunma sanayi işbirlikleri ve kurumsal reformlar üzerinden derinleşen bir ilişki modelinin inşasına öncelik verilmelidir. Bu ‘seçici derinleşme’ stratejisi, büyük güç rekabetinin yeniden şekillendiği 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde güç kapasitesini aşan taahhütlerden kaçınan, kurumsal çıpalarını koruyan ve ekonomik gücünü siyasi ağırlığa dönüştüren bir Türkiye modelini temsil etmektedir.
KAYNAKÇA
Altunışık, M. B. (2007). Turkey’s Security Culture and Policy Towards Iraq. Perceptions, Spring, ss. 69-71.
Çağaptay, S. (2025). Building on Momentum in U.S.-Turkey Relations. The Washington Institute for Near East Policy, Policy Note 155.
Gray, C. S. (1999). Modern Strategy. Oxford University Press, Oxford.
Kandemir, O. G. (2023). Tehdit Algısının Askeri Stratejiye Etkisi: Soğuk Savaş Yıllarında Türkiye Örneği. Güvenlik Stratejileri Dergisi, 19(46), 561-583.
Kandemir, O. G. (2025). Osman Gazi Kandemir, “Türkiye’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi,” içinde Ulusal Güvenlik Stratejileri, ed. Yunus Yoldaş ve diğerleri, İstanbul, Der Yayınları, 403-449
Karaosmanoğlu, A. L. (2000). The Evolution of the National Security Culture and Military in Turkey. Journal of International Affairs, 54(1), 199-216.
Katzenstein, P. J. (1996). The Culture of National Security: Norms and Identity in World Politics. Columbia University Press.
Layne, C. (1993). The Unipolar Illusion: Why New Great Powers Will Rise. International Security, 17(4), 5-51.
Mufti, M. (2009). Daring and Caution in Turkish Foreign Policy: Republic at Sea. Palgrave Macmillan, Hampshire.
Oran, B. (2009). Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt I. İletişim Yayınları, İstanbul.
Schweller, R. L. (1998). Deadly Imbalances: Tripolarity and Hitler’s Strategy of World Conquest. Columbia University Press.
SWP Berlin. (2025). Alignment of Necessity: Turkey’s Role in the Future European Security Architecture. SWP Comments, C36.
Stratfor / World View. (2025). Understanding the EU’s Strategic Reengagement with Turkey. Stratfor Worldview.
Strategy International. (2026). Europe on Thin Ice: EU-Turkey Collaboration in Defense and Security. Strategy International Think Tank.
Istanbul Policy Center. (2025). Peripheral Autonomy: Türkiye and the Reconfiguration of Europe’s Security Order.
ECFR. (2025). Bridging the Bosphorus: How Europe and Turkey Can Turn Tiffs into Tactics in the Black Sea. European Council on Foreign Relations.
Transatlantic Dialogue Center. (2025). From Defense Cooperation to European Integration: Can Security Dynamics Revitalize Turkey–EU Relations?
Freedom House. (2025). Freedom in the World 2025: Türkiye Country Report.
U.S. White House. (2025). National Security Strategy. Washington D.C.
European Parliament. (2025). The Future European Security Architecture. EPRS Study, PE 765785.
Walt, S. M. (1987). The Origins of Alliances. Cornell University Press, Ithaca.